Bugün emekli maaş artışları açıklanıyor. Beklenen oldu diyebiliriz. Ama öyle "Bu maaşla nasıl geçinilir?" diye feryat figan edeceğimi sanmayın. Emeklilik mesleği geçimden ziyade, bir "ekmek" meselesidir.
Bizim toplumumuzda hayatın evreleri ekmekle ölçülür.
Çocuk büyür, askerlik biter, işe girer; babası gururla fısıldar: "Hadi bakalım evladım, ekmeğini eline aldın."
Kimse de çıkıp "Baba, ben sadece ekmek değil, pirzola, yurt dışı tatili de almak istiyorum" demez.
Diyemez…
Çünkü bizim o ileri düzey beklentilerimizin önündeki en çelik bariyer, o meşhur sorudur: "Et yiyen doyuyor da ekmek yiyen doymuyor mu?"
Kavgalarımızda bile mülkiyet değil, ekmek korunur. Birine en ağır suçlamayı yapacağımız zaman "Benim ekmeğime göz dikti!" deriz.
Kırgınlıklarımızda ise kaprisimizi bile ekmeğin o mütevazı gücüyle takviye eder, "Alt tarafı bir dilim ekmek değil mi, kim olsa verir" diye sitem ederiz.
Zenginliği sorarken bile "Kaç dönüm tarlası var?" yerine, doğrudan köküne ineriz: "Ekeneği var mı?"
İşte bu yüzden Türkiye’de iki şeyin artışı her zaman memleket meselesidir: Birincisi ekmek, ikincisi emekli maaşı. Ekmekle emekli, bu topraklarda her zaman el eledir. Aslında buradan TÜİK’e bir "hayat dersi" tadında tüyo vermek lazım. Öyle her ay market market gezmeye, TEFE-TÜFE hesaplarıyla uğraşmaya hiç gerek yok. Enflasyonu hesaplamak mı istiyorsunuz? Baz alacağınız iki veri var: Ekmek fiyatı ve emekli maaşı.
Piyasanın ana belirleyicisi bu ikisi olursa ne enflasyon canavarı kalır ne de "Hakkımızı yediniz" diyen emekli.
Çünkü bizim dilencimiz bile bu asaletle dilenir. Hiç sokakta "Allah rızası için bir kilo pirzola parası!" diye el açan dilenci gördünüz mü?
Yerde gördüğü ekmeği öpüp alnına koyan, sonra da baş hizasından yüksek bir yere bırakan kuşakların çocuklarıyız. Bizim için ekmek, sadece bir gıda değil; kutsallığın karbonhidrat halidir.
Sofrada en son kalan parçayla tabağı sıyırmak, bir tasarruf tedbiri değil, nimete hürmettir. Şimdilerde "glüten" falan diyerek ekmeğe savaş açanlara bakmayın siz; onlar ekmeğin sadece kimyasıyla ilgileniyorlar, biz ise coğrafyasıyla ve sosyolojisiyle.
Ekmek o kadar sihirli bir kelimedir ki, siyaseti bile dizayn eder. Hatırlayın; siyaset sahnesinde "Ekmek için Ekmeleddin" sloganı milyonların oyunu aldı.
Bu, milletin ekmeğe olan sevdasının, sadakatinin en somut kanıtıdır. Hatta bugün emekli maaşına gelen zamla, fırındaki zam arasındaki o ince yarışı izlemek bile bir çeşit "milli spor" haline geldi.
Sofradan kaç ekmek eksildi, kaç ekmek arttı? Hesabımız hep bunun üzerinedir.
Ekmeğin ana ürünü buğdaydır; en sevdiğimiz, en umut dolu türkülerimiz bile onunla başlar: "Bekle kar altında kalan buğday tanesi, yine onun sularıyla yeşereceksin..."
Belki bugün soframızdaki o somun biraz küçüldü, belki kabuğu biraz daha sertleşti ama biz o buğday tanesindeki sabrı elden bırakmayacağız.
Ne de olsa bizler, "Ekmeğini taştan çıkaran" insanların emekli olmuş halleriyiz. Taştan ekmek çıkaran, bu enflasyondan da bir umut çıkarır elbet.
Başta ben, tüm emekli dostlarıma tavsiyem; o buğday tanesi gibi bekleyeceğiz. Umutla, sabırla ve saygıyla... Nasıl olsa yaşımız genç!
Esen kalın...