Bazı yerler sadece geçmişi anlatmaz; insanın kendisi hakkında hükmünü değiştirir. Göbeklitepe’ye yaptığım yolculuk da benim için tam olarak böyle bir deneyime dönüştü...
Bu yolculuğun etkisi sadece Göbeklitepe ile sınırlı olmadı. Şanlıurfa’nın kendisi, sokakları, insanları, çarşıları, müzesi ve mutfağıyla başlı başına bambaşka bir dünyanın kapılarını açtı.
Göbeklitepe’ye gittiğimi söylediğimde insanlardan genellikle iki farklı tepki aldım.
Bir kesim, burayı sadece “taş toprak”, hatta “küçücük bir yer” olarak görüp gidip görülmesini gereksiz bulan bir tavırla konuya yaklaşırken, diğer kesim ise en azından buranın tarihsel öneminin farkında olan, bu mekânın insanlık geçmişi açısından ne ifade ettiğini bilen insanlardı.
Bu iki farklı yaklaşım, aslında insanların dünyaya nasıl baktığını da gösteriyor. Bir yanda yüzeyde kalan bir bakış, diğer yanda geçmişin anlamını kavramaya çalışan daha geniş bir ufuk çizgisi…
Yolculuğun en etkileyici bölümlerinden biri Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi oldu. Göbeklitepe’den başlayarak o coğrafyada yaşamış önemli medeniyetlere ve farklı çağlara ait eserlerin sergilendiği bu müze gerçekten muhteşem.
Gerçekçi bir programla, sadece bakıp geçmeden, anlayarak ve sindirerek dolaşmak için bir günün kesinlikle yeterli olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.
Ne yazık ki programımız kısıtlı olduğu için müzeyi biraz hızlı gezmek zorunda kaldık. Ama yeniden gidersem, en baştan çok daha uzun zaman ayıracağım. Çünkü medeniyetler arasındaki kronolojik geçişi, eserler arasındaki bağı ve o büyük tarihsel sürekliliği tam anlamıyla kavramadan Göbeklitepe hakkında gerçek bir hissiyata sahip olmak çok kolay değil.
Urfa’da kaldığımız yer kentin kalbinde, balıklı göle, kaya mezarlarına, Urfa kalesine yürüme mesafesinde, kentin tarihî dokusunu hissettiren bir noktadaydı.
İnsanlar genel olarak turistlere karşı ölçülü ve saygılı. Esnafın da gelen ziyaretçilere karşı samimi ve doğal olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu da şehirle kurduğunuz bağı daha samimi, daha güvenli ve daha insani hale getiriyor.
Yerel lezzetler de yolculuğun önemli bir parçasıydı. Daha önce denemediğiniz Urfa yemeklerini tatmak, o coğrafyanın gastronomisini tanımak ve anlamak için başlı başına değer taşıyor. Çünkü bir şehri yalnızca taşlarıyla, sokaklarıyla ya da tarihî yapılarıyla değil; mutfağıyla da tanımaya başlıyorsunuz. Yediğiniz yemek bazen size o bölge hakkında uzun bir anlatının söyleyemeyeceği kadar güçlü şeyler anlatabiliyor.
Gece sosyal hayat ise daha çok Balıklıgöl çevresinde şekilleniyor. Bu bölgede yürüyüş yapmak, kafelerde oturup çay ya da kahve içmek ya da sıra gecesine gitmek dışında çok geniş bir seçenek bulmak kolay değil.
Ama belki de Urfa’nın ruhu tam da burada kendini gösteriyor. Şehir, geceleri büyük ve hızlı bir eğlence hayatı sunmaktan çok, kendi ritmi içinde insanı içine alan bir atmosfer kuruyor.
Tarihî kapalı çarşılarda dolaşırken ise kendimi geçmişte, bundan kırk yıl önce Adana’da gezdiğim çarşılarda hissettim.
Ayrıca konuşulan diller, giyilen kıyafetler, insan yüzleri ve çarşının genel dokusu, insana sanki başka bir ülkeye gelmişsiniz hissi veriyor. Bu duygu yapay bir turistik ambiyanstan değil; gerçekten yaşayan bir kültürel dokudan kaynaklanıyor. Coğrafi yapısı, kayaları, taşları ve geniş ovalarıyla bu bölgenin insana gösterdiği manzaranın da kendine özgü bir tonu var.
Sanki dünyanın rengi burada biraz değişiyor. Işık başka türlü düşüyor, taş başka türlü parlıyor, ufuk başka türlü genişliyor.
Üstelik arabayla gitmek de gayet rahat ve keyifli bir yolculuk haline dönüşüyor.
Bölge son derece emniyetliydi. Yola çıkacağımız sırada İran’da yaşanan savaştan dolayı, güvenlik riski varmış gibi konuşan insanlar olsa da sahada bir tedirginlik havası hiç yok.
Herkes işinde gücünde, hayat kendi olağan akışı içinde sürüyor.
Şanlıurfa, sayısız medeniyetin tarih boyunca varlık gösterdiği, kadim bir coğrafya… Bu sebeple yavaşlamayı, bakmayı ve anlaşılmayı hak eden dünya üzerindeki önemli merkezlerden birisi…
Tarihi, sokakları ve gizemli havasıyla sayısız hikâyeye ev sahipliği yapan bu coğrafya, kim bilir daha ne gizemler ve hikayeler taşıyor diye geçiriyorum aklımdan…
Bir sonraki yazıda istikamet Göbeklitepe.
Sevgiyle kalın.


