Vücudumuz çoğu zaman bize sandığımızdan daha fazla şey anlatır. Ancak biz bu mesajları genellikle ağrı başladığında fark ederiz. Oysa ağrı, vücudun verdiği ilk sinyal olmayabilir. Bazen ağrı ortaya çıkmadan haftalar, aylar hatta yıllar önce hareketlerimiz değişmeye başlar.
İşte tam da bu nedenle “Ağrımıyor, demek ki bir problem yok” düşüncesi her zaman doğru değildir.
Bir düşünün… Ayakta dururken sürekli aynı bacağınıza yükleniyor musunuz? Yürürken bir ayağınızı diğerinden farklı mı basıyorsunuz? Merdiven çıkarken diziniz içeri doğru mu kaçıyor? Uzun süre bilgisayar başında kaldığınızda başınız öne doğru mu düşüyor? Omuzlarınızdan biri diğerinden daha aşağıda mı duruyor?
Bunların hiçbiri tek başına bir hastalık anlamına gelmez. Ancak vücudumuzun hareket sisteminde bir şeylerin değişmeye başladığının işareti olabilir.
Vücut önce hareketi değiştirir
Kaslarımız, eklemlerimiz, sinir sistemimiz ve beynimiz birlikte çalışan büyük bir sistemdir. Bu sistemde küçük bir aksaklık olduğunda vücudumuz çoğu zaman bunu telafi etmeye çalışır.
Örneğin ayak bileğinde hareket kısıtlılığı varsa kişi farkında olmadan yürüyüşünü değiştirebilir. Kalça kasları yeterince güçlü değilse dizin hareket yönü değişebilir. Gövde kaslarının dayanıklılığı azaldığında kişi otururken veya ayakta dururken farklı bir pozisyon tercih edebilir.
Başlangıçta hiçbir ağrı olmayabilir.
Fakat vücudun bir bölgesindeki hareket değişikliği, başka bir bölgenin normalden fazla çalışmasına neden olabilir. Bir süre sonra da “Neden dizim ağrıyor?”, “Belim neden tutuluyor?” veya “Omzum neden hareket etmiyor?” soruları ortaya çıkabilir.
Bu nedenle fizyoterapide yalnızca ağrının olduğu bölgeye değil, vücudun hareket bütünlüğüne bakmak büyük önem taşır.
Ağrı bazen son halkadır
Ağrıyı bir alarm sistemi gibi düşünebiliriz. Alarm çaldığında çoğu insan doğrudan alarmın bulunduğu yere bakar. Ancak asıl problem başka bir yerde olabilir.
Bel ağrısı olan bir kişinin yalnızca belini değerlendirmek yeterli olmayabilir. Kalça hareketleri, bacak kaslarının kuvveti, ayakların yere basışı, günlük yaşam alışkanlıkları ve hatta çalışma pozisyonu da değerlendirilmelidir.
Benzer şekilde diz ağrısı yaşayan bir kişide yalnızca diz eklemine odaklanmak yerine kalça, ayak bileği ve yürüyüş mekaniği de göz önünde bulundurulabilir.
Çünkü insan vücudu birbirinden bağımsız çalışan parçalardan oluşmaz. Ayaktan başlayıp başa kadar uzanan bir hareket zincirimiz vardır.
“Benim yaşımda normal” demeyin
Özellikle orta yaşlardan itibaren bazı hareket değişikliklerini yaşın doğal sonucu olarak kabul ediyoruz.
“Eskisi kadar hızlı yürüyemiyorum, yaşlandım.”
“Merdiven çıkarken zorlanıyorum, normal.”
“Yerden kalkarken elimden destek alıyorum, herkes böyle.”
Oysa yaş almak ile hareket kapasitesinin kaçınılmaz biçimde azalması aynı şey değildir.
Elbette yaşla birlikte kas kütlesinde, denge becerisinde ve eklem hareketliliğinde değişiklikler meydana gelebilir. Ancak düzenli fiziksel aktivite, uygun egzersiz ve doğru yaşam alışkanlıkları bu değişikliklerin hızını ve etkisini önemli ölçüde azaltabilir.
Burada önemli olan, vücudumuzdaki değişiklikleri ağrı ortaya çıkmadan fark edebilmektir.
Bazen en önemli test günlük hayattır
Vücudumuzu değerlendirmek için her zaman karmaşık testlere ihtiyacımız yoktur.
Tek ayak üzerinde dengemiz nasıl?
Merdivenleri çıkarken iki bacağımızı eşit kullanıyor muyuz?
Yürürken adımlarımız birbirine benziyor mu?
Yerden kalkarken belirgin şekilde bir tarafa mı yükleniyoruz?
Kollarımızı başımızın üzerine kaldırırken iki taraf arasında fark var mı?
Uzun süre oturduktan sonra ayağa kalktığımızda vücudumuz nasıl tepki veriyor?
Bu basit gözlemler bile hareket sistemimiz hakkında önemli ipuçları verebilir.
Fizik Tedavi sadece ağrı tedavisi değildir
Fizyoterapi denildiğinde çoğu kişinin aklına ağrılı bir bölgenin tedavisi gelir. Oysa fizyoterapinin önemli görevlerinden biri de hareket kaybını ve fonksiyon bozukluklarını erken dönemde fark etmek ve önlemektir.
Amaç yalnızca ağrıyı azaltmak değil; kişinin daha iyi hareket etmesini, günlük yaşamını daha güvenli sürdürmesini ve fiziksel kapasitesini korumasını sağlamaktır.
Bu nedenle vücudumuz bize ağrı yoluyla bağırmaya başlamadan önce, onun daha sessiz mesajlarını dinlemeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü sağlıklı olmak yalnızca “hiçbir yerimizin ağrımaması” değildir.
Rahat yürüyebilmek, dengemizi koruyabilmek, merdiven çıkabilmek, çömelebilmek, ayağa kalkabilmek ve günlük hayatımızı bağımsız şekilde sürdürebilmek de sağlığın önemli parçalarıdır.
Vücudumuz bozulduğunda her zaman önce ağrımaz. Bazen önce hareketimiz değişir.
Ve bazen en iyi tedavi, ağrıyı beklemeden harekete geçmektir.