ASLINDA, her tür bağnazlık, insanı körleştirir. İdeolojik bağnazlığın dar dehlizlerinde koşuşturan beyinlerin, hayatın gerçeklerini görmeleri mümkün değil. İstisnasız hepimiz, gençliğimizde, birilerinin bizi yönlendirmesiyle, bir düşünsel...
ASLINDA
, her tür bağnazlık, insanı körleştirir.
İdeolojik bağnazlığın dar dehlizlerinde koşuşturan beyinlerin, hayatın gerçeklerini görmeleri mümkün değil.
İstisnasız hepimiz, gençliğimizde, birilerinin bizi yönlendirmesiyle, bir düşünsel açılımın ideolojik kalıpları arasına sıkıştırıldık.
İnsan gençliğinde, bir biçimde, bir sürü şey öğrenir.
Bunların ne olduğunu ise, belli bir yaşa geldiğimizde anlayabiliyoruz.
O da, hayatı sorgulayarak algılamaya çalışırsak mümkün oluyor.
Yoksa, dolap beygiri gibi aynı güzergahta dönüp dururuz.
Kimi beyinler, ömür boyu bir çizgide yürüdüğünden dem vurarak, değişmemenin erdeminden söz edebiliyorlar.
Tabii ki, bu değişmemenin, hangi çizgide koşuşturmanın bir ürünü olduğuna bakmak gerekir.
Bu, hangi siyasi partiyi ya da hangi dünya görüşünü benimsediğinize, benimsediğiniz siyasi yapının dünden bugüne aynı doğrultuda hareket edip etmediğine, çağa uygun belli gelişim ve değişim içine girip giremediğine de bağlı.
Solda ya da sağda, 1980 öncesinin kavramları ve sloganlarına baktığınızda, bugün bu sloganların ve kavramların bir anlam ifade etmediğini görürsünüz.
O yılların modası olan, sol çizgideki çoğu Devrimci gençlik, Marksist temelli kitapları ezberlerken, Ülkücüler de 9 Işık’la, Necdet Sevinç’in “Ülkücüye Notlar” kitabını hatim ediyorlardı.
Aradan 35-40 yıl geçti.
Şahsen ben, kütüphanemde hala duran bu kitapları şöyle bir karıştırıp göz gezdirdiğimde, inanın hem kendime gülüyorum, hem de üzülüyorum.
Soldaki Emek-Sermaye çelişkisiyle, kolektivist ekonomik modelin saçmalığını, bu modelin öncü ülkelerinden Rusya ve Çin’deki değişimden bile hala anlayamamış olanlar var.
Bir ülkenin kalkınabilmesi için, sanayileşmesi, sanayileşebilmesi için de sermaye birikimi gerekir.
Kolektivist model, sermaye birikimine karşı olduğu için, mevcut sanayi kuruluşlarında üretilen değerler aynen paylaşıldığından artı değer olmadığı için, nüfus artmasına, mevcut teknoloji eskimesine karşın, ne teknoloji yenilenebiliyor, ne de üretim artışı sağlanabiliniyordu.
Bu yüzden de, uluslararası arenadaki pazarlara açılarak rekabet de edilemediği için, toplum giderek yoksullaştığı gibi, en geri teknolojilere dayalı ürünleri de kullanmak zorunda kalınıyordu.
Kendisini en birikimli devrimci olarak gören bir dostum, geçenlerde bankaların bir işe yaramadığından söz etti.
Günümüzde birçok bankanın haksız kazanç peşinde koştuğunu söyleyerek eleştirmek ne kadar doğruysa, bankaların genelde bir işe yaramadığını iddia etmek de o kadar saçma.
Bankaların, küçük tasarrufların bir araya gelmesiyle, büyük yatırımların yapılmasında önemli rol oynadığı gerçeğini görmemek, akıl kârı değil!
Olaya bu açıdan baktığımızda, solun Emek-Sermaye çelişkisine dayalı yaklaşımıyla, kolektivist ekonomik modelin iflas ettiğini rahatlıkla iddia edebilirken, felsefi düşünsel açılımlarının hala geçerli olduğunu söylesek de, günümüzde solun bu yönünü savunan solcu kalmadı gibi bir şey!
- DEVAM EDECEK -