Üçüncü gün Asar'ı Gengelli'yi kontrol etmek için Gevenli Gözek'e indik. İkimiz ayrı istikametleri dürbünleyebilmek için birbirimizden ayrılmıştık. Asardağı'nın alakarlı doruklarından tekeler göründü. Aralarında...

Üçüncü gün Asar’ı Gengelli’yi kontrol etmek için Gevenli Gözek’e indik. İkimiz ayrı istikametleri dürbünleyebilmek için birbirimizden ayrılmıştık. Asardağı’nın alakarlı doruklarından tekeler göründü. Aralarında altı yaşında bir teke vardı. Hemen nohut kadar bir taşı Hacı’nın istikametine doğru attım. İşaretimi alan dostum sürünerek yanıma geldi. Hayvanları ona da gösterdim. Doruktan aşağı doğru inen hayvanlar asarın güneşe ters bölgesindeki ağaçlıklı yerlerde yemlenmeye başladılar. Dişiler ve oğlaklar yemlenirken bizim teke ortadaki tek başına duran yuvarlak kayaya çıktı. Hem haremine nezaret ediyor, hem de sık sık mastürbasyon yapıyordu. Hacı’yla tekeye tüfek atabileceğimiz bir mesafeye sokulabilmenin ihtimallerini gözden geçirdik. Önümüz açıktı düz ilerleyemezdik. Sağımız insanın geçemeyeceği kadar sarp kayalıktı. Geriye bir tek sol taraftan yaklaşabilme ümidimiz kalıyordu. Onda da birçok problem çıkabilirdi. Sol tarafımızdan çok aşağılara inip tekrar yükselmemiz gerekiyordu. Oda çok vakit alabilirdi. Gerçi hayvanlar yemlendikleri yerlerden memnun gözüküyorlardı. Öbürleri sakince yemlenirken bizim tekede onlarla birlikte olmaktan mutlu görünüyordu. Her şeyi göz önüne alınca doğa bize başka bir seçenek tanımadı. İster istemez önce solumuzdan aşağı sarktık. Dahada biraz sollayıp yükseldik. Tekenin dengine kadar yükseldiğimizden emin olduktan sonra hayvanların istikametine doğru yaklaştık. Fakat gerek bölgenin arazi yapısı, gerek ormanların dağılışı hayvanları görmemize mani oluyordu. Buradan tekrar geri çekilip daha yükseklerden sarkalım nasıl olsa tüfek atabiliriz düşüncemizi gerçekleştirebilmek için tekrar geri çekilip asarın doğu kuzeyinde yükseldik. Oraları avucumuzun içi gibi bilmemize oralarda bir çok defa avlanmamıza rağmen esinti faktörünü hiç hesaba almamıştık. Halbuki Akdağ, Kirazdağı, deniz üçgeninde kalan bu bölgede esinti hep kuzeyden eser. Biz binbir meşekkatle dağın yükseklerinden sarkıp baktığımızda hayvanların orada olmayışından aklımız başımıza geldi ama iş işten geçmişti. Bir acemi avcının bile yapmayacağı hatayı yapmış, tekeyi kaçırmıştık. Avcılığın ustalığına asla erişilmiyordu. Kaçırdığımızdan mıdır nedir, bu teke çok hoşuma gitmişti. Onun hatırına sonradan hayvanların yemlendiği bu bölgeye hakim bir noktaya küme yapıp beklemekle bir çok av yaptım. Kendim yaptığım gibi oralara götürdüğüm misafirlerime de yaptırdım. Hala o bölgenin adı eczacı Baba’nın gözeği olarak avcılar tarafından bilinir. Tekeyi kaçırdıktan sonra Hacı’yla başka istikametlerde şansımızı denemek için akşamüstü Kırbelen Gözeği’ndeydik. Vakitte epeyce ilerlemiş akşama yaklaşmıştı. Hacı bak dedi Baba, tanrı birini yitirdiyse birini bitirdi. Şo kantağın arasındaki zaman zaman hareket eden boynuzlara bir bak dediği yere dürbünümü çevirince tekeyi bende gördüm. Bize sağdan kılıç dönmüş öylece duruyordu. Hacı dedim. Yerimizden kalkıp hareket etsek belki biraz yaklaşırız ama istersen şuradan bir tüfek atayım. Olmaz dedi Hacı. Burası bana biraz uzak geliyor. Tekede avucumuzun içinde. Dağın şu kısmı çok müsait. Biraz yaklaşalım öyle tüfek atalım.
DEVAM EDECEK