Bu arada Alanya'da göreve başlayan doktor Necip Sondaç ile tanıştık. İyi bir kuş avcısı olmasına rağmen dağ keçisi avında tecrübesi olmayan Necip'i, Ahmet Güven ile alıp Çökele'ye götürdük. Bir güz mevsimiydi. semercinin...
Bu arada Alanya’da göreve başlayan doktor Necip Sondaç ile tanıştık. İyi bir kuş avcısı olmasına rağmen dağ keçisi avında tecrübesi olmayan Necip’i, Ahmet Güven ile alıp Çökele’ye götürdük. Bir güz mevsimiydi. semercinin manarına yerleştik. Ava çıkmak için Süleyman’la Ahmet, Cemal Toros’la Necip, Hacı’yla ben ayrıldık. Çökele civarındaki avlıkları üç koldan avlamaya çalışacaktık. Cemal’le Necip Baskı beli tarafını avlayacaklardı. Gözekten tecrübeli avcı Cemal Baskıbelinde altı tane büyük tekeyi görmüş. Menzile girebilirlerse Necip’e bir tüfek atmayı düşündüğünden Necip’i de bırakmadan birlikte tekelere sokulmaya çalışmışlar. İlk avında altı tekeyi birden gören Necip, kuş avları gibi bu avında kolay olabileceğini, isteyen avcı istediği kadar avı görebileceğini kendi kendine inandırmış. Tekelere sokulurken de çok fazla yorulduğundan bir ara Cemal’in peşini bırakıp kendine göre daha kolay bir yerden tekelere sokulabileceğini zannetmiş. Gayet tabi altı teke bir anda yok olmuşlar. Akşam manarda toplanınca Necip kendi kendine toplanıyordu. Kayserili olmanın gereği olan işi bilicen ama işe gitmeyecen kuralının ilk olarak geri teptiğini, Kayserili zekasıyla kestirmeden tekelere yanaşma fikrinin kötü bir fikir olduğunu, teke avında akılla beraber tecrübelerinde gerekli olduğunu çözdüğünü söylüyordu. Gayet tabi o av sezonunun esprisi Kayserili zekası olmuştu. Necip’e sık sık takılırdım. Bu Toroslarda her muhidin kendine göre bir adı var, bir sıfatı var ama doktorun uçtuğu kaya ismini şu kayalardan hangisi olursa olsun verebilirsin diye. Oda sen büyüksün önden buyur eczacının uçtuğu kayayı belirle, senin beğenmediğin kayaya da biz adımızı verelim diye. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi avcılık bir gün sürer, muhabbeti, sohbeti yıllarca. O avda herhalde dişe dokunan bir av yapamamıştık. Oda hepimizde hırs yapmıştı. Arabamızı Cemal’in yeğeni Hüseyin’le köye gönderdik. Bizde avlanarak köye inecek, Cemal’lerde kalıp köyün etrafına da bakıp oradan Alanya’ya gelecektik. Cemal’le Necip köye inerken Cemal şüphelendiği bir yere bakmak için sapmış. Necip’e de köyün yolunu tarif etmiş. Bu yolu hiç bırakmadan iniş aşağı in, biz seni köyde buluruz diyip Necip’i bırakmış. Hacı’yla bizde köye yaklaşmıştık. Karşımızdan gelen bir köylüyle selamlaştıktan sonra köylüye neler görüp neler duyduğunu sordu Hacı. Köylünün cevabı enteresandı. Şo aşada gara bi herif gördüm. Omzunda gara bi şeşane sanki gara bi yılan gibi eniş aşa akıp gederdi, diyordu köylü. Bunuda yine yıllar yılı Necip’e söyleyip durduk. O avdan dönüşümüzde Dimçayı’nda arabamızın benzini bitti. Gece yarısı bir köylüyü uyandırıp motosikletiyle Alanya’dan benzin alıp dönmüştük. Ahmet Güven bir İstanbul’a gittiğinde İstanbul’da iki avcı arkadaşla tanışmış ve onları Alanya’ya keçi avına davet etmiş.
DEVAM EDECEK