Bu ülke ve bu ülke insanı üzerinde, peş peşe karabulutlar dolaşmaya başladı. Kara bulutların ortaya çıkarttığı kara haberlerin biri gidiyor biri geliyor. Polislerimiz şehit düştüğünde, onlara ağıtlar yakarken, peşinden 24 askerimiz...
Bu ülke ve bu ülke insanı üzerinde, peş peşe karabulutlar dolaşmaya başladı.
Kara bulutların ortaya çıkarttığı kara haberlerin biri gidiyor biri geliyor.
Polislerimiz şehit düştüğünde, onlara ağıtlar yakarken, peşinden 24 askerimiz kalleşçe şehit edildi. Toplum olarak bu felakete yanarken, Doğu bölgemizde, Van ve Erciş’te ki büyük deprem ve buradaki felakette yüzlerce insanımızı kaybetmenin şoku ve telaşı içine girdik.
Tüm bu felaketlerin kaynağı insan.
Terör örgütünde yer alan militanlar da, onları dağa sürüp, ülkeyi kaosa sürüklemek için kan akıtanlar da insanlıktan çıkmış olsalar da yine insan olarak tanımlanıyorlar!
Deprem felaketindeki can ve mal kaybının büyüklüğünün sorumluları da insan.
Binalar çürük. Müteahhitlerin önemli bir bölümü üçkağıtçı. Mimar ve mühendislerimiz yeterli donanıma sahip olamadıkları gibi sorumsuzlar. Mülk sahipleri ise bilinçsiz.
Japonya’da çok daha büyük depremlerde can kaybı olmazken bizim binalar neden yerle bir oluyor?
Japonya son depremde, depremden değil, tusunamiden ciddi boyutlara varan can kaybına uğradı.
Biz toplum olarak, başımızı sokabileceğimiz bir ev sevdasıyla yanıp tutuşurken, üçkağıtçıların oyununa gelip bir bakıma tabutlukları mesken ediniyoruz.
Her gün trafik terörüne onlarca kurban veriyoruz.
Bunun sorumlusu kim?
Biziz biz!
Bana bir şey olmaz diye basıyoruz gaza.
Böylesine sorumsuz, böylesine dikkatsiz, böylesine kural tanımaz bir toplumda, felaketlerin peş peşe gelmesinden daha doğal ne olabilir ki?