Club Begonvil sık uğradığım mekanlardan birisi. Bu mekanın beni çeken iki yönü var. Birincisi, mekanın patronları Cemal Palamutçu ve Şahin Gülhan gibi samimi dostlarla her alanda ve samimi bir biçimde yapabildiğim koyu sohbetler. Tabii ki...
Club Begonvil sık uğradığım mekanlardan birisi.
Bu mekanın beni çeken iki yönü var.
Birincisi, mekanın patronları Cemal Palamutçu ve Şahin Gülhan gibi samimi dostlarla her alanda ve samimi bir biçimde yapabildiğim koyu sohbetler.
Tabii ki bu birliktelik sayesinde, yeni yeni dostlukların da kurulabilmesine olan katkıyla birlikte bazı eski dostlarla da burada buluşma imkanına sahip olabilmek.
Osman Doğan’la dostluğum yıllara dayanır.
Rahmetli Turgut Gökgül’ün (Tenekeci) sahibi olduğu Bizim Alanya Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürlüğünü yaptığım yıllarda Osman Doğan’ın bugünkü bürosunun bulunduğu iş hanında beraberliklerimiz olmuştu.
Begonvil sayesinde, mekanın en renkli siması Ertan Ceylan’la sık sık bir araya gelebiliyoruz.
Sağ olsun çayımı, suyumu eksik etmez.
Mikail Ülker, hemşerim Bekir Sami Metin, Abdurrahman Duman, Hayri Aydemir, Hayri İçmen, Saim Köse gibi daha birçok dost edindim bu dostlar meclisinde.
Beni çeken ikinci yönü ise, Begonvil’in sahil kısmındaki çardakta oturup Alanya’nın en nadide güzelliklerini seyrederek dinlenirken bütün sıkıntılarınızdan kurtuluyorsunuz.
Buranın özel bir ayrıcalığı da, her zaman en sıcak dönemlerde bile belli esintinin hoşluğuyla sarmaş dolaş olmanız.
Batı tarafına baktığınızda, yarım adanın özellikle de sur içinin o tablo gibi şahane manzarasına bakmayla doyamayışınız.
Kızılkule ve Tersaneyi de içine alan o şahane manzara insanı bambaşka alemlere sürükleyip götürüyor.
Doğu tarafı da kendine özgü güzelliklerle dolu.
Torosların o görkemli görüntüsüyle, denizin güzelliklerinin içiçeliği insanı büyülüyor.
Club Begonvil’e gidip bir çay içmek bile ayrıcalık diyebilirim.
Tabii buraya sık sık takılırken, siyasi içerikli köşe yazarı olduğum için, bu mekana farklı dünya görüşüne, ideolojilere, siyasi tercihlere hatta dünyanın farklı ülkelerinden gelmiş insanları görme ve tanıma fırsatı yakalamanın da bana ciddi katkıları olduğunu kabul etmeliyim.
Her tür düşüncenin belli bir olgunluk ve hoşgörü içinde tartışıldığı böyle bir ortamı her yerde bulmak pek mümkün olmaz.
Hele hele, Ülkücü ve MHP’li bir ağırlığın bulunduğu böyle bir mekanda, böylesine demokratik bir ortamın yaratılmış olması, başlı başına bir başarı olarak değerlendirilip alkışlanmalıdır.
Böyle bir ortamı yaratan Cemal Palamutçu ve Şahin Gülhan’a içtenlikle teşekkür ediyorum.
Sanırım bazı okurlarım hatırlayacaktır, “Faşistler arasında bir komünist” başlıklı yazımda da bu birlikteliğin ilginçliğinin altını özellikle çizmiştim.
Türkiye nereden nereye geldi.
Bu geldiğimiz noktanın kıymetini bilmeliyiz.
Dün, Ülkücü-Devrimci diye birbirimizle kapıştırıldık.
Bugün de, Türk-Kürt ayrımcılığı üzerinden kapıştırılmaya çalışılıyoruz.