Kim derdi ki, Muhammet Ağa'nın uzun bir değneğin ucuna iliştirdiği kevgire hortumu bağlayıp fıskiye yaparak, özenle çiçekleri suladığı parkta, yıllar sonra bir imza günü yapayım… Alanya'nın neredeyse tek bakire kalmış bahçesinde...

Kim derdi ki, Muhammet Ağa’nın uzun bir değneğin ucuna iliştirdiği kevgire hortumu bağlayıp fıskiye yaparak, özenle çiçekleri suladığı parkta, yıllar sonra bir imza günü yapayım… Alanya’nın neredeyse tek bakire kalmış bahçesinde dostlarla birlikte olayım…
Belli bir yaşın altında olanlar hiç hatırlamayacaklardır; Alanya’nın ilk “aile!” çay bahçesi şu anda belediyenin karşısında olan çiçeklik alandı. “Ucube” belediye sarayının, yapılmasının bile düşlenemediği o güzel zamanlarda, çevresi lastikle tutturulmuş kareli masa örtüleri ve tahta iskemlelerden oluşan “denize nazır” bu alanda keyif yapılırdı… Abdil ağanın kahvesinden yapılan servis, sonraları aşağıdaki parktan verilmeye başlandı…
1960’lı yılların hemen başlarında yapımına başlanan parkta yer alan “Çiçek koparmak yasaktır” tabelası Alanyalılar için bir ilkti. Kasabanın fotografçıları, siyah beyaz kareleri için bile bu cennet mekânı tercih etti. O zamanların modası olan çakıl taşları bizim parkta da uygulandı. Biz kopiller, biriktirdiğimiz gazoz kapaklarını toprağı kaplayan çakıl taşlarının arasından zor bulurduk.
1970’lerden sonra park kimlik değiştirdi. Alanya’da turizm, önceleri yerli boyutuyla geliştiği için, kumsaldaki bir çay bahçesi Anadolulu konukları mest etti. Daha sonra ise Alanya’nın ilk gece eğlencesi burada başladı; orkestra “Güneyliler” in çaldığı Türkçe pop müziğe ilk eşlik edenler Ruslar değil(!) ama Ankaralı genç kızlardı… Gece 24:00 uygulaması, daha o zamanlarda park işletmecisi tarafından prizden fiş çekilerek(!) uygulanırdı; gitar ellerinde öylece bakakalırdı arkadaşlarımız…
Aslında çay bahçesi, önündeki belediye plajı ile bir bütündü. Konukların daha mutaassıp olan hanımları asma yapraklı gölgeliklerin altında bekleşirken, beyleri denize girerdi. Biz gençlerin her gün oynadığı plaj futbolunun, özel seyircisi yer alırdı kamelyaların altında.
1984 yılının Ekim ayında denizi doldurmak için ilk gelen kamyonu hatırlıyorum… Yanımızdan geçti ve damperini kaldırarak, altın rengi kumumuza adeta kustu! Sonrasını boş verin; hiç anlatmayayım daha iyi…
Turizm hareketleri Alanya’daki her şeyi şekillendirdiği gibi eğlence sektörünü de mekânsal olarak değiştirdi. Şehri gürültüye boğacak işletmeler bir yerde toplandı. Ama aile çay bahçesi bir türlü bozulamadı! Bin bir özenle, eşkıyalar(!) ilerde betonlaştırmasın diye 1960 ihtilalı sonrası ekilen çam ağaçlarının gölgesi, Alanya’nın kasaba yaşamını özleyen yerlilerine ya da geldikleri yöreleri kendisine anımsatan yeni Alanyalılara ferahlık verdi. Ve Alanya’nın özgün kalan birkaç değerinden birisi olmaya devam ediyor… İşte onun için imza günümü orada yapmaya karar verdim…