SİYASETİN mutfağı ile sokağın dili arasındaki o ince çizgide yürümek, başlı başına bir denge sanatıdır. İlçe başkanları, bu dengeyi kurmaya çalışan, çoğu zaman kendi hayatından, kendi vaktinden, kendi nefesinden vazgeçip şehrin dertlerine koşan birer "nöbetçi" gibidir.
Zor zanaattir siyasetle uğraşmak. İktidar partisindeyseniz her aksaklığın sorumlusu sizsinizdir; muhalefetteyseniz "belediyeyi yöneten sensin" diye hesap sorulur. Ankara’da alınan her karar yerelde sizin sırtınıza yüklenir. Aynı sofrayı paylaştığınız dostunuzla, sırf farklı partilerin rozetini taşıyorsunuz diye birbirinize kırılmak zorunda kalırsınız. Bu, siyasetin getirdiği çok soğuk bir mecburiyettir.
Gece ve gündüz kavramı yer değiştirir. Eve döndüğünüzde çocuğunuz çoktan uykuya dalmıştır. O huzurlu uykuya kıyamazsınız; öpmek, koklamak istersiniz ama yorgunluğun ve sorumluluğun ağırlığı, en insani duygularınızın önüne geçer. Maddi ve manevi yıpranırsınız. Yapılan her iyi iş "mecbur yapacak" denilerek geçiştirilir, gerçekleşmeyen her vaat ise en ağır eleştirilerin gerekçesi olur.
"O zaman bıraksınlar" mı?
Bu bir vazgeçiş değil, bir görev bilincidir. Birisi o koltuktan kalksa, bir diğeri o sorumluluğu sırtlanmak zorundadır. İnanırsınız, bazen inanmadığınız anlarda bile susmak zorunda kalırsınız. Parti disiplini dediğimiz o çelikten zırh, bazen dilinize kilit vurur.
Ancak tüm bu zorlukların ötesinde bir gerçek var: "Alo Başkanım."
Halkın bir derdi olduğunda, gece yarısı ya da gün ortası fark etmeksizin telefonun ucunda bir ses arayışı. Alanya’nın tüm siyasi parti ilçe başkanlarına bir çağrım var: Lütfen, halk size "Alo Başkanım" dediğinde o telefonu açın. Eğer o an müsait değilseniz, küçük bir mesajla geri döneceğinizi hissettirin. Çünkü o telefonun ucunda sadece bir şikayet değil, bir çare arayışı, bir umut var.
Ve şimdi, tüm bu yoğunluğun içinde, o "alo" sesine cevap veremeyecek olan bir kardeşimiz var. Alper Arıkan’ın ebedi sessizliği hepimizin yüreğini yaktı. Çok gençti, çok çalışkandı; o da bu ağır yükü omuzlayanlardan biriydi. Bugün onun yokluğu, siyasetin o hızlı temposunun içinde bir insanın ne kadar "bizden" olduğunu, aslında hayatın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu acı bir şekilde hatırlatıyor.
Alper’in gidişi, bir ilçe başkanının sadece bir makamı değil, aslında bir yüreği temsil ettiğinin kanıtı oldu.
Siyaset geçici, makamlar emanettir; ancak o makamlarda otururken kurulan gönül köprüleri kalıcıdır. Alper kardeşimizin anısına, siyasetin o sert yüzünü bir kenara bırakıp, halkla kurulan o samimi iletişimin kıymetini yeniden hatırlamalıyız.
Telefonlarınızı açın, gönüllerinizi kapatmayın. Hayat çok kısa, siyaset ise ömür tüketen bir zanaat.
Esen kalın...