YILLARDIR bu konu, periyodik olarak her üç ayda bir Alanya’nın gündemine gelir; uzun uzun tartışılarak masaya yatırılır, ardından kısa bir süreliğine tozlu raflara kaldırılıp unutulur. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin uzun süredir dile getirdiği “100 il” projesi yine siyasetin en sıcak başlıklarından biri. Elbette Türkiye’de idari yapıların değiştirilmesi, dönemsel olarak hukuki zeminler bulabilmiş bir pratiktir. Nitekim en son 2012 yılında hayata geçirilen 6360 sayılı Kanun ile büyükşehir uygulaması genişletilmiş, 2014 yılıyla birlikte Türkiye genelinde 1.500’ün üzerinde belde belediyesi kapatılmıştır.
Özellikle nüfusu 2 binin altına düşen beldeler kadar, Bütünşehir uygulamasıyla birlikte tek bir merkezden yönetilme refleksinin kurbanı olan pek çok yerleşkenin kapısına kilit vuruldu. Türkiye’de yerelden başlayan demokrasiyi hâlâ içimize sindiremedik. Öyle ki, yerel yönetimlerin maliyetli olduğu gerekçesiyle “Belediye sistemi kökten kapatılsın, merkezi idareye bağlansın” diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok.
Peki, Alanya il olursa ne olur?
Alanya il statüsüne kavuşursa, öncelikle tüm kamu kurumlarının il müdürlükleri için sıfırdan bir yapılanma gerekecek. Bu durum, bölgede kamu bürokrasisinin ve nüfus yoğunluğunun katlanarak artacağı anlamına gelir. Alanya, nüfus bakımından pek çok ilden büyük olsa da hâlâ bir tatil kasabası şirinliğini korumaktadır. Bu kimliği maalesef ister istemez zedelenecektir. Yıllar önce küçük bir belde vizyonuyla yapılan kent planı, bugün artan bu devasa yükü kaldırmaktan çok uzaktır. Otopark sorunundan kente nefes aldıracak yeşil alanların yetersizliğine kadar çözülmesi gereken dağ gibi sorunlar bizi bekliyor.
Alanya’nın il olmasıyla en büyük kazanım, Antalya merkezli kararların vesayetinden kurtularak, kentin kendi kararlarını kendi dinamiklerine göre alabilen idari bir yapıya kavuşmasıdır.
6360 sayılı Kanun’la mahalleye dönüştürülen köyler yeniden tüzel kişiliklerine ve köy kimliğine kavuşur. İl Özel İdaresi mekanizmasıyla Karayolları ve DSİ gibi temel devlet kurumları kırsalda doğrudan sahaya inebilir. Belediyenin hizmet alanı daralacağı için kaynaklar daha etkin kullanılır. Doğuda Gazipaşa ve Mahmutlar, batıda ise yeni kurulacak ilçelerle birlikte çağdaş demokrasilerin gereği olan yerinden yönetim ilkesi hayata geçirilir. Hizmeti veren ile hizmeti alan arasındaki coğrafi ve idari mesafe ne kadar açılırsa, gecikmeler artar ve hizmet kalitesi düşer. Bu meseleye sadece Alanya özelinden de bakmamak lazım; Manavgat’ın da Alanya ile il statüsüne kavuşması artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.
Alanya’nın il olmasının getireceği yapısal sıkıntılar elbette olacaktır, ancak akıllı, bilimsel ve vizyoner bir şehircilik planlamasıyla bunların aşılması imkânsız değildir. Apartmanına yönetici seçerken ince eleyip sık dokuyan insanlar, kendi yaşadıkları kente belediye başkanı seçerken aynı hassasiyeti gösterirse sorunların büyük kısmı kendiliğinden çözülür.
Gelelim en kritik soruya: Bu proje hayata geçer mi? Ben bu soruya hem "Hayır" hem "Evet", diyorum. "Hayır" çünkü bunun hukuki ve mali gerekçeleri var. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 5. maddesi ve ilgili idari düzenlemeler gereği yeni il kurulması, Meclis tasarrufuyla mümkündür. Ancak bu geçiş, 2012'deki büyükşehir reformunun maliyetinden çok daha ağır bir ekonomik yük getirecektir. Bütçe rasyonalitesi "Kaynak olsaydı öncelikle vatandaşa, üretime ve sosyal desteklere verilirdi" gerçeğini yüzümüze çarpmaktadır. Elbette siyaseten "olabilir mi?" Eğer siyasi bir irade ortaya konulacaksa, Anayasa'nın 127. maddesi ve ilgili seçim kanunları gereği, mahallî idareler seçimlerinden en az bir yıl önce bu yönde yasal düzenlemenin yapılması zorunludur.
Yasal olarak mümkün ancak ekonomik ve konjonktürel gerçekler "Şimdilik zor" diyor.
Esen kalın.