SİYASETTE en büyük yanılgı, rakibin hatalarının otomatik olarak sizin başarınıza dönüşeceğini sanmaktır. Türk siyasi hayatında neredeyse çeyrek asırdır süregelen tablo tam da bu illüzyon üzerine kurulu.
Çeyrek asırdır AK Parti karşısında genel seçimlerde arzuladığı başarıyı yakalayamayan ana muhalefetin en temel hatası tam da burada yatıyor: Sürekli şikayete ve dert anlatmaya dayalı bir politika.
Elbette iktidarın yerelde veya genelde yaptığı yanlışları, haksızlıkları dile getirmek muhalefetin en asli denetim ve uyarı görevidir. Yolsuzlukları teşhir etmek, enflasyonun ve ekonomik krizin altında ezilen emeklinin, dar gelirlinin hakkını savunmak muhalefet olmanın doğasında vardır. Buna kimseden çatlak bir ses çıkmaz, eyvallah. Ancak iktidarın hatalarını sıralayarak gün tüketmek ve bundan bir başarı hikâyesi çıkarmaya çalışmak, çeyrek asırdır sonuç vermedi; bundan sonra da vermeyecektir.
Demokrasilerde siyasetçinin diliyle tabanın, yani halkın sokaktaki gündemi örtüşmediği sürece seçmen ile siyasetçi arasındaki bağ kıl ipliği gibidir; ilk rüzgârda tez kopar. Müzeyyen Senar’ın o unutulmaz şarkısında dediği gibi:
“Sen neşeden haber ver, derdi herkes tanıyor. Her gönülde bir yara başka türlü kanıyor...”
Halk zaten derdi biliyor, yarayı her gün iliğine kadar yaşıyor. Muhalefetin artık yapması gereken şey dert saymak değil; seçmene umuttan, neşeden ve geleceğin güzel günlerinden haber vermektir.
Şikayet alışkanlığını artık somut bir vizyonla taçlandırmak şart. Seçmen bugün sandık başına gittiğinde muhalefete haklı olarak şu soruyu soruyor: “Siz iyi olarak ne sunuyorsunuz? Ben size neden oy vereyim?”
Tabandaki halkın istekleri çok net. Muhalefet partilerinden, özellikle de geleceğin iktidar adayı olan ana muhalefetten beklenen tek bir soru var: “İçinde bulunduğumuz bu iklimi ve sorunları zaten biliyoruz; peki siz ne vaat ediyorsunuz?
Şikâyet ettiğiniz bu sorunları hangi projelerle, hangi adımlarla ve hangi kaynakla ortadan kaldıracaksınız?”
İşte bu sorunun yanıtı seçmende ne kadar doğru ve inandırıcı bir karşılık bulursa, sandıktan çıkacak destek de o kadar güçlü olacaktır. "Her şey zaten kötü gidiyor, halk mecburen bize oy verecek" kolaycılığına kaçan bir siyaset anlayışının seçmende hiçbir karşılığı yoktur.
Eski bir atasözümüz der ki: “Eldeki bir kuş, daldaki beş kuştan iyidir.”
İnsanlar ellerindeki kısıtlı imkânlara, mevcut koşullar ne kadar zor olursa olsun sahip çıkar. Sırf "daldaki beş kuş" hayali uğruna elindekini riske atmak istemez. Muhalefete düşen görev; seçmene "Elindeki kuşun tüyleri dökülmüş, bırak gitsin" demek değildir. Aksine, "Senin elinde bir kuş var, ben sana çok daha sağlıklı şartlarda iki kuş daha getireceğim" diyerek güven inşa etmektir. Elindekini ikame edecek daha sağlam, daha gerçekçi bir alternatifi hazır ettiğinizi hissettirmektir.
İnsanlar artık sonu gelmeyen şikâyet cümlelerini dinlemekten bitti, tükendi. Tablo belki siyah, evet...
Ama halk artık o kapkara tabloyu dinlemek değil, elinde bir fırça ve beyaz boyayla o tablonun karşısına geçip umutla geleceği boyamak istiyor. O fırçayı ve beyaz boyayı seçmenin eline verecek bir ana muhalefet anlayışı, iktidar kapısını aralayacak yegâne anahtardır.
Esen kalın...