VAHŞİ kapitalizm, insanlığa tek bir zehirli öğüt fısıldar: “Ne pahasına olursa olsun daha çok kazan!”
Bu gözü dönmüş kazanç sisteminde ahlaki değerler, empati, vicdan ve adalet duygusu adım adım sıfırlanır. İnsan, kendi bencil mutluluğuna ve banka hesabındaki rakamlara odaklandıkça ruhunu nesneleştirir. Görkemli yaşamlar, lüks konutlar, pahalı araçlar ve sergilenen sahte ihtişam, toplumun geri kalanı için emsalsiz bir cazibe merkezine dönüşür.
Derken sapma başlar. Toplum önce aileden, sonra köklü geleneklerinden kopar; insan olmanın getirdiği o kadim erdemleri teker teker çöpe atar. Çürüme, domino etkisiyle yayılır. Temiz, ahlaklı ve erdemli insanlar yavaş yavaş kabuğuna çekilir; susar, korkar ve çekinir. Meydan ise ne yazık ki arsıza, hırsıza ve vicdansıza kalır. Sadece tek bir müptezel, koca bir mahallenin huzurunu bozmaya yeterken; binlerce müptezel, koca bir toplumun omurgasını çatırdatır.
Son olarak Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıkladığı o dehşet verici operasyon, çürümenin geldiği tüyler ürpertici boyutu gözler önüne serdi: İnsan bedeni üzerinden haksız kazanç sağlayan bir suç yapılanması...
Türk vatandaşı 41 kadının, kurulan yasa dışı ağlar üzerinden tam 811 kez yumurta satışı yaptığı tespit edildi.
Türkiye, KKTC, Arnavutluk ve Gürcistan hattında mekik dokuyan bu çete; doktorundan seyahat organizatörüne kadar insan bedenini adeta bir borsa enstrümanı gibi pazarladı. İnsanın kanını donduran şey sadece suçun işlenmiş olması değil; suçun bile bir vakarının, bir itibar sınırının kalmamış olmasıdır. Kadın üreme hücresini ve beden bütünlüğünü meta haline getiren bir zihniyet, toplumsal çürümenin dip noktası değil de nedir?
Bugün Türkiye’de insan onurunu hiçe sayan bu tip organizasyonlar münferit vakalar olmaktan çıkıp birer "sektör" haline geliyorsa, arkasındaki toplumsal ve ekonomik dinamikleri durup düşünmek zorundayız. Vahşi kapitalizmin ve kolay yoldan zengin olma arzusunun tetiklediği, son yıllarda belirgin şekilde tırmanan suç tipleri bize acı bir tablo sunuyor.
İnternet ilanlarına kadar düşen böbrek satışları, yasa dışı taşıyıcı annelik organizasyonları ve son operasyonla belgelenen yumurta ticareti...
İnsan bedeni, yoksulluk ile çeteleşmenin kesiştiği noktada bir sermaye öğesine dönüştürülüyor.
Özellikle çaresiz durumdaki yabancı uyruklu kadınların veya ekonomik darboğazdaki gençlerin kandırılarak şebekelerin eline düşürülmesi, sömürünün en karanlık yüzü olarak karşımıza çıkıyor.
Kısa yoldan lüks yaşama ulaşma arzusu, gençliği yasadışı bahis sitelerinin ve kara para aklama ağlarının kucağına itiyor. Belli bir emek harcamadan devasa servetlere ulaşan figürlerin "rol model" yapılması, suç işleme eşiğini tehlikeli biçimde düşürüyor.
Devletin emniyet ve yargı birimlerinin bu tür suç örgütlerine karşı yürüttüğü operasyonlar şüphesiz çok kıymetlidir ve kararlılıkla sürmelidir. Fakat asıl mücadele, "Ne pahasına olursa olsun kazan" diyen o vahşi anlayışa karşı verilmelidir.
Toplum olarak namuslu, erdemli ve dürüst insanların kabuğuna çekilmesine izin verdiğimiz sürece; meydan arsıza, hırsıza ve insan bedenini satan çetelere kalmaya devam edecektir. Çürümeyi durdurmanın tek yolu; emeği, erdemi ve insan onurunu yeniden her türlü zenginliğin üstünde tutan bir toplumsal iklimi inşa etmektir.
Esen kalın…