SİZ hiç Meclis lokantasında yemek yediniz mi?

Elbette yiyenler vardır. Lezzetinden bahsetmiyorum; oradaki dostluk ve muhabbet, tabanda bizlerin tahmin ettiğinden çok daha ötedir.

Olmalı mı?

Elbette olmalı.

Farklı partilerde ama aynı çatı altında kanun çıkaran, yasal düzenleme yapan, parmak kaldıran, itiraz edenlerin hepsi bu milletin temsilcileridir.

Mesela kürsüden en sert eleştirileri yapıp sonrasında "Tabanımızın sesini biraz yüksek sesle dile getirdik, kusura bakmayın" diyenler çoğunluktadır.

Kısa bir hikâye: Rahmetli Demirel, Erbakan ve Türkeş... Milliyetçi Cephe (MC) iktidarı...

O dönemler Tercüman gazetesinde başta Rauf Tamer, Mukbil Özyörük gibi usta kalemler var. Hürriyet, Milliyet ve Güneri Civaoğlu, Yavuz Donat gibi birçok duayen gazetecinin dönemi...

Erbakan'ın kadayıf tepsisi üzerinden yaptığı konuşma, halka "İktidar bozuluyor" şeklinde aktarıldı. Rahmetli Erbakan önünde bir tepsi ile çıktı. Basın oradaydı ve dedi ki: "Kadayıfın üstü kızarmış ya, altı kızarmış mı bakacağız." Çok zekice ve ustalıkla verilmiş bir mesajdı. Gazeteciler ertesi gün yazdı: "Hükümet yıkılıyor, koalisyon bozuluyor."

Derken Erbakan, Başbakan Demirel ile MSP binasında görüşeceğini açıkladı. Vakit geldi, Demirel MSP'ye geldi. Gazeteciler dışarıda, beklemede... 1 saat... 2 saat... 3 saat... Vakit geçtikçe yorumlar üstüne yorumlar: "Erbakan resti çekti, Demirel ikna etmeye çalışıyor." Hâlâ bir açıklama yok, toplantı devam ediyor ve benzeri birçok niyet okuma...

Sonra Demirel ve Erbakan çıktı, iki kelime sadece: "Koalisyon devam ediyor."

Medya durur mu? "Acaba şunu mu konuştular, bunu mu konuştular?" gibi yürütülen fikirlerin gerçek gibi ertesi güne ya da sabırsızca akşam baskısında yazılması...

Aradan çok yıllar geçti, 12 Eylül yasakları falan derken... Demirel bir söyleşide o görüşmeyi anlattı:

MSP binasına giriyor ve Erbakan karşılıyor. Rahmetli Erbakan, "Süleyman Bey, çok yorgun görünüyorsunuz" diyor. Demirel, "Dışişleriyle ilgili çok önemli konular vardı, gece boyunca uyumadım, çok yorgunum" diyor. Erbakan, "Şu odada bir divan var, ben de orada zaman zaman dinlenirim, biraz uzanın isterseniz" diyor. Demirel gidip yatıyor. Uyandığında Necmettin Bey, "Bir sıkıntı var mı?" diyor. Erbakan, "Memlekete hayırlı hizmetlere devam edin" diyor.

Bugün Sayın Dervişoğlu’nun Sayın Bahçeli ile olan diyaloğu üzerinden yazmak istedim. Emin olun, tepede her zaman diyalog vardır. Olmalıdır da...

Ancak özellikle son yıllarda siyaset dili, maalesef o eski alıştığımız ya da en azından bizim kuşağın alıştığı naiflikten çok uzak.

Kürsüye çıkıp ağzına geleni söylemek sanki en geçerli siyaset yöntemi oldu.

Bazen öyle bir an geliyor ki partilerin tarafları o dilin sert üslubunun adeta esiri oluyor ve tabanda büyük bir ayrışma, halk arasında küslükler, dargınlıklar başlıyor. Bu iklimin etkisinde kalan toplum böyle sahneleri görünce kendisini aldatılmış hissediyor.

Bahçeli ve Dervişoğlu fotoğrafının özeti budur.

Bize düşen o sert söylemlerin çok fazla etki alanına girmemektir.

Siyasetçiler de artık lütfen mikrofonun önünde başka, sahne arkasında başka görüntüler vermesin.

Hatta hiç kavga etmesinler; tek kavgaları devlet ve milletin daha güzel bir yaşam sürmesi adına olsun.

Siyasetin o sert dilini günlük yaşamınızdan uzak tutun. Herkes birbirini doğru anladığında çok şey değişir.

Esen kalın...