Bugün kadından beklenenler hiç olmadığı kadar fazla. Güçlü olacak ama kırılmayacak. Şefkatli olacak ama zayıf görünmeyecek. Başarılı olacak ama ailesini ihmal etmeyecek. Kendi ayakları üzerinde duracak, sevdiklerine destek olacak ve bütün bunları yaparken kendisini de unutmayacak.
Peki, bütün bu beklentilerin ortasında kadın gerçekten denge kurabiliyor mu, yoksa dengeyi kaybetmemek için sürekli çabalamak zorunda mı kalıyor?
Modern dünya kadına yeni imkânlar sundu; ancak beraberinde yeni ölçüler ve beklentiler de getirdi. Çalışıyorsa ailesine ne kadar zaman ayırdığı, evine ağırlık veriyorsa kendi gelişimi için ne yaptığı sorgulanabiliyor. Hangi yolu seçerse seçsin, eksik bulunduğu bir alan ortaya çıkabiliyor. Böylece kadın, kendi hayatını yaşamaktan çok, başkalarının beklentilerine yetişmeye çalışıyor.
Üstelik ondan yalnızca sorumluluklarını yerine getirmesi değil, bütün bunları kusursuzca yürütmesi de bekleniyor. Yorulsa da güçlü, zorlanırken de sabırlı, her koşulda başarılı olması isteniyor. Böylece denge kurmak bile kadının omuzlarına yüklenen yeni bir sorumluluğa dönüşüyor.
Oysa denge, her şeyi aynı anda yapabilmek değildir. Hayatın her döneminde öncelikler değişebilir. Önemli olan, bu değişimleri başarısızlık olarak görmek değil, hayatın gerçekliği içinde değerlendirebilmektir.
Ancak denge yalnızca kadının kendi çabasıyla kurulamaz. Paylaşılmayan aile sorumlulukları, toplumsal beklentiler ve görünmez kılınan emek de bu dengeyi zorlaştırır. Her şeyi tek başına taşıyan bir kadına yalnızca daha iyi plan yapmasını söylemek, sorunun bütününü görmemektir. Bazen denge için kadının önceliklerini belirlemesi kadar, çevresindekilerin de sorumluluklarını paylaşması gerekir.
Burada hakikat ile algı arasındaki ayrım önem kazanıyor. Toplumun başarılı kadın tanımı, zamanla kadının kendi değerini ölçtüğü bir ölçüye dönüşebiliyor. Daha fazlasını yapmak, daha çok başarmak, daha kusursuz görünmek… Oysa insanın değeri, tamamladığı işler listesine sığmaz. İslam'ın insana bakışı da değeri yalnızca toplumsal konum ve görünür başarıyla sınırlandırmaz; niyeti, ahlakı ve sorumluluğu da önemser.
Kadının kıymeti, her role kusursuzca yetişmesiyle ölçülemez. Güçlü olmak hiç yorulmamak, şefkatli olmak herkesi memnun etmek, başarılı olmak ise hiçbir şeyden vazgeçmemek değildir.
Belki de asıl mesele, kadının bütün beklentileri karşılayıp karşılayamadığı değil; ondan neden bu kadar çok şeyi aynı anda taşımasının beklendiğidir. Çünkü gerçek denge, kadının her şeyi tek başına taşıyabilmesi değil; sorumlulukların adil biçimde paylaşıldığı ve insanın kendi değerini başkalarının beklentileri arasında kaybetmediği bir hayat kurabilmektir.