AĞRIYI tedavi etmek için yüzyıllarca çeşitli yöntemler denenmiştir. Eski Mısırlılar afyon yapraklarını ve daha pek çok otu ağrı kesici olarak kullanmışlar. Günümüz bilimsel verilerine göre ağrı da tıpkı öksürme ya da mide bulantısı...
AĞRIYI
tedavi etmek için yüzyıllarca çeşitli yöntemler denenmiştir. Eski Mısırlılar afyon yapraklarını ve daha pek çok otu ağrı kesici olarak kullanmışlar. Günümüz bilimsel verilerine göre ağrı da tıpkı öksürme ya da mide bulantısı gibi vücudun kendini korumak için kullandığı mekanizmalardan biridir. Sıklıkla bir yaralanma olduğunda ilk aklımıza gelen yakınma ağrı olsa da, vücudun kendini korumak için kullandığı kas spazmı ya da kasların güç kaybı gibi mekanizmalar da mevcuttur. Ağrı yaşam kalitesini en çok etkileyen faktörlerden biridir. Ağrının işaret ettiği gerçek sorun bulunup çözülemezse, ağrı uyaranı gereken tedbirlerin alınmasını sağlamak adına şiddetini arttıracaktır. Tıpkı boğazınıza kaçan bir cismin çıkarılması için önceleri hafif seyreden öksürüklerin cisim çıkarılamıyorsa peş peşe gelen şiddetli öksürüklere dönüşmesi gibi. Ağrı ile ilgili kabul gören ve en bilinen tanım Uluslararası Ağrı Birliği tarafından yapılmıştır ve şöyledir:
Ağrı, gerçek ya da potansiyel bir doku yaralanmasına işaret eden, hoşnutsuzluk yaratan duyusal ve duygusal bir deneyimdir.
Ağrı uyaranları beyinde hem duyusal hem de duygusal bölümlere aynı anda ulaştırılmakta ve bir deneyim olarak sinir sisteminde kayıt altına alınmaktadır.
Sinir sistemi sadece yaralanma anında değil yaralanmaya neden olabilecek durumlar karşısında da duyarlılık ve hassasiyet kazanır. Yaşanan deneyimlerin ardından ağrı; vücudumuzu korumak için tetikte bekleyen bir alarm sistemi gibi olur. Ağrı hissi ile şekillenen sinir sistemi temel olarak 3 durumda uyarı verir:
1.
Yaralanma olduğunda
2.
Yaralanma oluşturacak durumlara yaklaşıldığında,
3.
Daha önce ağrı oluşturan durumlara yaklaşıldığında
Bize ağrı ile seslenen alarm sistemimiz, yaşanan deneyimlere göre şekillenen dinamik bir öğrenme sürecinin parçasıdır. Sinir sistemimizde yerleşmiş öğrenimler, doğru yaklaşımlarla olumlu yönde değiştirilebilmektedir. Örneğin Fantom Ağrısı diye tabir edilen bir ağrı vardır. Bir kişinin kol, bacak veya herhangi bir uzvu kesilirse belli bir süre sonra olmayan uzuvlarında şiddetli ağrılar hissederler. Oysaki bakıldığı zaman hastanın şiddetle ağrı tarif ettiği uzuv yoktur ve dolayısıyla somut bir tedavi yapılamaz. Amerika’da kullanılan ayna tedavisi yöntemi çoğu fantom ağrısına çözüm olabilmektedir.
Kulaktaki sinir hücreleri ses, gözdeki sinir hücreleri ışığa karşı duyarlılık gösterir. Kulağımıza ışık tutmak, bu sinir hücrelerinin duyarlılığı farklı olduğu için hiçbir cevap doğurmaz. Bir sinirde yer alan sensörler duyarlı oldukları uyarı ile ateşlenir ve bu iletiyi etkileşimde oldukları diğer sinir hücrelerine iletirler.
Tehlike var sinyalinin alındığı ana dair her detay, yaşamın bundan sonraki kısımlarında hatırlanmak ve bu tehlikeden uzak kalmayı sağlamak üzere kaydedilir. Benzer durumlar, bir ses, bir koku ya da duygusal olarak benzerlik gösteren herhangi bir durumda beynin ilgili merkezleri tehlike var yanılsaması ile ağrıyı anımsatabilir. Bu yanılsamayı, geçtiğimiz bir sokağın, okuduğumuz bir cümlenin, yediğimiz bir yemeğin ya da yanağımızın okşanmasının yıllardır görmediğimiz büyükannemizi hatırlatması ile özdeşleştirmek durumu daha anlaşılır kılacaktır. Beynin karmaşık çalışma sistemi içinde ağrı ile ilgili diğer bir unsur, beynin bazı durumları ‘öncelikleme’ özelliğidir. Şu anda oturmuş, bu yazıyı okurken, oturmakta olduğunuz sandalyenin cildinizle temasını ya da vücudunuzun hangi pozisyonda olduğu hissini arka plana atmışsınızdır. Pek çoğumuz, fiziksel çaba gerektiren önemli bir işin ardından vücudumuzda hiç fark etmediğimiz bir yaralanma ya da morluk oluştuğuna şahit olmuşuzdur. O an dokularımız hasar görmüş, ağrı reseptörleri gereken sinyali, omuriliğe iletmiş fakat her nasıl olduysa sinyal beyine kadar ulaşıp ağrı veya acı sıfatıyla tanımlanmamıştır. Bunun tam tersi olacak şekilde ağrı ya da acılar içinde ızdırap çeken birini gördüğümüzde o kişi ile benzer alanların beynimizde aktifleştiği bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Bugün gelinen noktada ağrının direk doku hasarı ile ilişkili basit bir duyusal girdi değil, sinir sistemi tarafından kullanılan bir koruyucu mekanizma enstrümanı olduğu açıklığa kavuşmuştur. Doku hasarı ne kadar çoksa ağrı o kadar fazladır ya da ağrı ancak doku hasarı ile doğru orantılı olarak azalır görüşleri bilimsel temelden yoksun hale gelmişlerdir.
Uyarıların ağrı olarak algılanması ile içinde bulunduğumuz ruhsal durumun çok yakın ilişkisi vardır, huzurlu bir ortamda çalışan bir kişi ile işinde mutsuz olan bir kişi için aynı seviyede uyaran ya da tehlike sinyali oluşsa da, bu kişilerin ağrı algılaması birbirinden farklı olacak, mutsuz kişi yüksek ihtimalle daha şiddetli bir ağrı yakınmasında bulunacaktır.