Hani nerede? Sevgili Atam, bugün 19 Mayıs mutluyum, neşeliyim, huzurluyum diyerek sütunumda karşına çıkmak isterdim. Öyle olmadı. Yaşadığımız ortamda biraz gözlem yaparak yazmak istedim ve öyle yazdım. Bakalım neler okuyacağız satır...
Hani nerede? Sevgili Atam, bugün 19 Mayıs mutluyum, neşeliyim, huzurluyum diyerek sütunumda karşına çıkmak isterdim. Öyle olmadı. Yaşadığımız ortamda biraz gözlem yaparak yazmak istedim ve öyle yazdım. Bakalım neler okuyacağız satır aralarından? Önce TV’lerde eski coşkulu kutlamaları göremedim. 19 Mayıs ruhunu canlandıran o sunucuların istekli anlatışları yoktu. Sönük ve donuk görüntüleri sözleri vardı ekrana yansıyan. Ruh mu yoktu, yoksa verilmemiş miydi? Koskocaman bir soru işareti. Radyolar zaten hak getire derler ya öyle işte. Sadece zıngırtı diyeceğim kadar çok müzik parçalarını çalmakla zamanlarını değerlendiriyorlar kendilerine göre. Nerede o eski coşkulu şarkılar, türküler? Sokaklara baktım. Eskiki gibi ne stadyumlarda gösteriler vardı. Ne de cadde ve sokaklarda o neşe. Belirlenmiş dar alanlarda işte her şey halktan kopuk. Çok az insanın izlediği törenler. Sokaklar ruhsuz adeta. Eskiden bayramlarda cadde ve sokaklara taklar kurulurdu; şimdilerde eser yok demeyelim, ama azalmış. Nedendir acaba? Evlerin pencerelerinde balkonlarda eskiden Türk bayrakları ve Atatürk posterleri asılı olurdu. Balkonların çiçeklerle beraber süsü idi adeta. Şimdilerde ise bunları görmek yok denecek kadar az nedendir dersiniz? Artık evlerin pencereleri ve balkonları ile karşı evlerin balkonundan diğerine uzanan iplerde Türk bayraklarından çok futbol takımlarının bayrakları asılı, hem de daha büyük boylarda. Bir ulusun evladı önce bayrağı ile gurur duyar. Biz ise takımlarımızın gösterisi ile gurur duyar olduk. Siz olmasaydınız o takımlar olacak mıydı bu şekliyle? 19 Mayıs’ta Samsun ufuklarından parlayan güneş, yerini sisli bir havaya bırakmış gözüküyor sevgili Atam. 19 Mayıs ruhu mu kalmadı, yoksa biz mi o ruhu kaybettik; ya da kaybettirmek için çabalar mı yoğunlaştı, kendi kendimize sormak gerekmez mi? Cumhuriyeti emanet ettiğin gençlik; ne yazık ki artık o emanet ettiğin gençlik değil. Liboş bir yaşamın içinde gününü gün eden, doğru dürüst okumayan, araştırmayan, sorgulamayan bir gençlik. Kimin elinde medeniyet harikası cep telefonu, kulaklık, mesaj yazmak ve müzik dinlemekten başka bir kaygıları yok. Kiminin kulağında küpe, göbeğinde piercing, saçlar jöleli, uygar, bağımsız ve özgür olduklarını sanıyorlar. Kiminin ise yönü çöllerde, medet bekliyorlar gibi. Bunlar tabi kentsel gençlik. Kırsal kesimin gençliği dağda, yabanda, dünyadan uzak; tarlada üretime en azından katkı yapmakta. Duyarlı olan hiç mi yok denilirse. Var elbet. Hala pırıl pırıl gençlik de var, 19 Mayıs ruhunu inadına yaşatmak isteyen. Onlar ne yazık ki azlar. Bir gün çoğalırlarsa bilimin ucunda, işte o zaman emanet ettiğin gençliği görmüş oluruz. Şair Süleyman Apaydın nasıl yazmış ders verircesine şiirini. İşte bir bölümü: Fazla geldiyse size/ Hürriyet cumhuriyet/ Özlemini çekiyorsanız/ Saltanatın sultanın/ Hala önemini anlayamadıysanız / Millet olmanın/ Kul olun/ Ümmet kalın/ Fetvasını bekleyin şeyhülislamın/ Unutun tüm dediklerimi/ Yıkın diktiğiniz heykellerimi / Rahat bırakın beni. Onun içindir, ki zamanı fazla geçmeden gözlemleyerek yazdım yazımı. Umarım bir gün tüm ruhumuz yeşerir ve 19 Mayıslar, 23 Nisanlar, 30 Ağustoslar, 29 Ekimler daha coşkulu kutlanır. Başta şair Süleyman Apaydın ve diğerleri daha coşkulu şiirler yazarlar.