1 Mart tezkeresi iyi ki çıkmadı diye sevinenler, bugün ABD'nin Kürtlere kol kanat germesini eleştirmekteler. Türkiye, Kuzey Suriye'de de, tıpkı Kuzey Irak'taki gibi bir Kürt bölgesi oluşacağından endişe ederek, Suriye sınırı...

1 Mart tezkeresi iyi ki çıkmadı diye sevinenler, bugün ABD’nin Kürtlere kol kanat germesini eleştirmekteler.

Türkiye, Kuzey Suriye’de de, tıpkı Kuzey Irak’taki gibi bir Kürt bölgesi oluşacağından endişe ederek, Suriye sınırı boyunca tampon bölge oluşturma arayışı içinde.

12 yılı aşkın bir süredir iktidarda olan AK Parti kurmaylarının, özellikle de Erdoğan’ın o günlerden bugünleri öngörerek çok daha sağlıklı politikalar üretmesi gerekirdi.

Biz bunun böyle olacağını 1 Mart tezkeresi oylanmadan önce yazıp çizmiş, tezkereye “EVET” dememizin gerekçelerini bir bir sıralamıştık!

O tarihlerde ABD, Irak’a müdahale etmeden önce müttefikleriyle görüşmeler yapıyordu.

Erdoğan, ABD güçlerinin Türkiye’den geçebileceği sözünü verdi.

ABD’ye söz verip, askeri güçlerin İskenderun limanına konuşlanmasına müsaade edip, sonra da tezkereyi çıkarmayıp, ABD’ye verilen sözü yerine getirmeyen Türkiye’nin, o tarihten sonra ABD’nin bırakın stratejik ortaklığını, müttefiki olmasının bile mümkün olmadığı ortadaydı.

Madem sözünde duramayacaksın ya da iç politikadaki tepkiler nedeniyle tezkereyi geçiremeyeceksin, neden böyle bir sözü verip de ABD’yi savaş hazırlığı içindeyken, zor duruma sokup, kendine düşman ediyorsun?

Sonrasında, Erdoğan’ın başta İsrail olmak üzere tüm dünyaya meydan okumaya başlamasıyla ABD, Irak ve Suriye’de bizim en küçük taleplerimize bile kulak tıkayarak, bizi görmezden gelmeye başladı.

O tarihte de söyledik, şimdi de söylüyoruz.

ABD’nin Ortadoğu’da İsrail’den sonra en güvenilir stratejik ortağı 1 Mart tezkeresinden sonra Kürtler oldu.

Bu böyle biline.

ABD ve İsrail düşmanlığının ileride bize neye mal olacağını düşünmek bile istemiyorum!

ABD ya da AB'ye hamasi çıkışlarla meydan okumaya kalkmanın, toplumu da bu yönde etkilemenin Türkiye’ye ne faydası olabilir ki?

İki kutuplu bir dünyada bir kutuptan bir başka kutba geçerek ayakta kalabiliyordun.

Bugün tek kutuplu bir dünyada ABD ile çatışmayı bırak, ona meydan okumayla ayakta kalmak bile mümkün değil.

Dünün süper güçlerinden Rusya bile bugün ABD’nin yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Uzaktan gazel okumak, ona buna lafla meydan okumak kolay da, iş başa düşüp, meydan okuduklarınla karşı karşıya geldiğinde ne yapabileceğin çok önemli!

İşin çok daha ilginç yanı, Ortadoğu’da Araplar mezhep kavgasına son verip Arap Milliyetçiliğine yelken açtıklarında, ilk çatışacakları toplum Kürtler.

İşte o zaman Türkiye’ye ne kadar sığınmacının geleceğini ve Türkiye’nin bu savaşta nasıl bir politika izleyeceğini inanın çok merak ediyorum.

İnşallah, böyle bir durumda, en az zarar gören ülke biz oluruz!

PKK’nın silah bırakma çabaları ileriye dönük kaygılara dayanıyor.

HDP, Kandil ve İmralı üçgeni, çok daha gerçekçi politikalarla, strateji ve taktiklerini sürekli günün somut koşullarına göre revize ederlerken, bizim, gerçekçilikten uzak, hamasete ve sloganlara dayalı politikalarla, günü kurtarmaya çalışmaktan öte bir şey yaptığımız yok!

En temel sloganlarımız şöyle:

"Şehitler ölmez, ülke bölünmez."

"Emperyalizme hayır."

"Bağımsız Türkiye."

Böyle devam edip gidiyor!

Çok daha ilginç olanı ise "Ya Allah, Bismillah, Allah’u ekber" diye diye Müslüman Müslüman’a, Türk Türk’e saldırabiliyor!

İnsanların ölmemesi, barışın sağlanması, kin ve nefretin son bulması için, dünyalı ve insan olmaya odaklı arayışlara ise çoğumuz sırt çeviriyoruz.