İyi gün dostlarının bolluğunu bilmeyen var mı? Kötü günlerin dostlarını bulmak ise oldukça zor. Aslında, turizm mevsiminin bu cafcaflı döneminde, herkes işiyle gücüyle meşgulken, ilgi beklemenin pek doğru olmadığını bilmesine biliyoruz...

İyi gün dostlarının bolluğunu bilmeyen var mı?
Kötü günlerin dostlarını bulmak ise oldukça zor.
Aslında, turizm mevsiminin bu cafcaflı döneminde, herkes işiyle gücüyle meşgulken, ilgi beklemenin pek doğru olmadığını bilmesine biliyoruz da, yine de belli bir bencillikle kapris yapmaktan geri durmuyoruz.
Seçim dönemlerinde siyasetçiler, siyasi arenaya çıkıp, seçmene cambazlığa soyunduklarında, bizim telefonlar susmak bilmezken, seçim bitince, köprüden geçene kadar ayıya dayı demeye benzer bir biçimde, bizi ayı yerine koyanlara kızamıyorsunuz, hatta telefon trafiğinin yoğunluğundan kurtulmanın mutluluğuna varıyorsunuz ama yine de insan, bir vefa duygusunun ara sıra tadına varmak istiyor!
Tabii ki hiç vefalı dost kalmadığını söylemek de mümkün değil.
Böyle dostlar da var.
Sayıları oldukça da fazla.
Bunlar, vefanın hatta insan olmanın erdemlerini tattırıp mutlu ediyorlar insanı.
Kimi dost ara sıra bizi arayıp soruyor.
Kimiyle de, bir yerlerde bir biçimde karşılaşıyoruz.
Bizim yakışıklı patron Mehmet Ali Dim’i ara ki bulasın!
Bulsan bile yakalayabilmen mümkün değil.
Adam Ufo gibi, bir görünüyor, bir kayboluyor.
Cin mi, jet mi desem, ne desem, onun hızını ve becerilerini tanımlamakta zorlanıyorum!
Adamın el attığı her işi, nasıl oluyor da mükemmel bir noktaya taşıdığına inanın akıl sır erdiremiyorum.
Allah’tan bizim oldukça iri yarı, ama çok sempatik ve sevimli müdürümüz Ferit Kesen, zeka yönünden mükemmel olmasına karşın, hareket bakımından, iskele babası gibi, hareket etmekte zorlandığından, bizi ancak uzaktan izleme lütfünde bulunup, evde yalnız kaldığımı öğrenince, sağ olsun bir telaş, bir telaş beni ziyarete geldi.
Elimden bir iş gelmediğini bildiğinden, aç naçar kalacağımı düşünerek, acımış olmalı ki, beni zorla dışarı çıkartıp, üç gün boyunca, orası senin, burası benim, her akşam bir mekana tüneyerek, hem toplumun nabzını tutma, hem de Alanya’da dönen ve yeni dönmeye başlayan dolapların künyesini çıkartma fırsatını yakalamamı sağladı.
Alanya geceleri cıvıl cıvıl.
Bu cıvıltılı ortamın en renkli aktörleri büyük ölçüde 50-60 yaşın altı.
Her mekan tıklım tıklım dolu.
Dünyaya erken, Alanya’ya da geç geldiğimizin farkındayım.
Tabii ki, tüm bu tarihsel keşkelere rağmen, mevcut duruma kızma yerine, en azından giderayak, güzellikleri olabildiğince değerlendirmekte yarar var.
Değerli okurlar, yarın da, bu üç günlük gözlemlerimin bir başka yönünü sizlere aktarmaya çalışacağım.