TRUMP’IN son hamleleri, klasik bir dış politika stratejisinden ziyade, dünyayı devasa bir "şirket devralma" operasyonu gibi yönettiğini gösteriyor.
3 Ocak 2026’da Venezuela’ya düzenlenen operasyon ve Nicolas Maduro’nun ABD tarafından alıkonulması, bu yeni dönemin en somut ve en sert örneği oldu.
Trump, Venezuela’nın petrol rezervlerini "işleteceklerini" açıkça ilan ederken, Küba için "düşmeye yakın" ifadesini kullanarak Karayipler'deki ideolojik kaleleri tamamen yıkma niyetini gizlemiyor.
Artık 19. yüzyılın Monroe Doktrini'nin (Amerika kıtasında sadece ABD'nin söz sahibi olması) çok daha saldırgan bir versiyonu olarak geliyor.
Kolombiya ve Meksika'yı uyuşturucu kaçakçılığı ve göç üzerinden askeri operasyonla tehdit etmesi, Trump’ın "ulusal güvenlik" kavramını sınır ötesi müdahale için bir anahtar olarak kullandığını gösteriyor.
Tahran’daki protestolar üzerinden yapılan "sert vuracağız" çıkışı, Orta Doğu’daki fay hatlarını yeniden tetikliyor.
Danimarka (Grönland) belki de en şaşırtıcı olanı, bir NATO müttefiki olan Danimarka’nın toprağı Grönland üzerindeki hak iddiası.
Trump, bunu sadece yeraltı kaynakları için değil, bölgedeki Rus ve Çin hakimiyetini kırmak için bir "ulusal güvenlik mecburiyeti" olarak sunuyor.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan tek kutuplu dünya düzeni, bugün Trump’ın "Önce Amerika" vizyonuyla en kaotik evresine girmiş durumda.
Peki, bu dizginsiz güç karşısında bir denge mekanizması kalmadı mı?
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin itidalleri ve Avrupa Birliği’nin (AB) cılız kınamaları, "güçlü olan haklıdır" ilkesi karşısında etkisiz kalıyor.
Uluslararası hukuk, Trump yönetiminin "Savaş Bakanlığı" (Eski adıyla Savunma Bakanlığı) vizyonu altında bir engel olmaktan çıkmış görünüyor.
Parçalanmış AB, bir yandan Trump’ın öfkesinden korkarken diğer yandan kendi güvenliğini (Ukrayna ve Rusya bağlamında) ABD desteği olmadan nasıl sağlayacağını bilemiyor.
Danimarka örneğinde olduğu gibi, müttefikler bile artık "av" konumuna düşebiliyor.
Tek gerçek fren mekanizması, Pasifik’te Çin ve Avrasya’da Rusya gibi görünen ancak bu güçlerin de kendi "nüfuz alanlarını" korumak dışında küresel bir barış inşa etme niyetinde olmadıkları açık.
Dünya, çok kutuplu bir düzenden ziyade, "Büyük Güçlerin Orman Kanunlarına dönüyor.
Uluslararası politika uzmanlarına göre, Trump’ın bu hamleleri rastgele savrulmalar değil.
Aksine, uluslararası normları kasıtlı olarak yok ederek, yerine belirsizliğe dayalı bir "çıkar odaklı" düzen inşa ediyor.
Bu düzende müttefiklik değil, "ödenen bedel" veya "verilen taviz" geçer akçe.
Bu süreç, dünya siyasetinde "kuralsızlığın kural haline geldiği" bir dönemi başlatıyor.
Eğer küresel güçler veya bölgesel ittifaklar (Latin Amerika bloğu ya da AB gibi) ortak bir duruş sergileyemezse, egemen devletlerin toprak bütünlüğü ve kaynakları, Beyaz Saray’dan gelecek bir sosyal medya paylaşımıyla pazarlık masasına sürülebilir hale gelecektir.
Esen kalın...