​Yıl 1740.
Venedik’te bir genç adam...
Üzerinde ruhban cübbesi, elinde İncil, kilisede papaz yardımcısı olarak işe başlıyor.
Adı: Giacomo Casanova.
​Daha ilk vaazında cemaati etkileyeceği sanılırken, kısa sürede anlaşıldı ki aklı tanrıda değil, taze dulların dizinin dibinde. Skandallar patladı, dedikodular kilise duvarlarını aştı, adı lekelendi.
Neticede?
Kapının önüne konuldu.
​Yani adam, haline bakmadan Hasan Dağı’na oduna gitmişti. Bu yaşam tarzıyla papaz olmaya kalkmıştı ama kilisenin bile bir sınırı vardı.
​Gelelim bugüne.
Bizim siyaset sahnesine.
İsim isim yazmaya gerek yok, hepimiz biliyoruz. Sağdan sola, her görüşten, her mahalleden bu tip figürlerle dolu dört bir yanımız.
​Son günlerin tartışması malum; belediye başkanları...
Özellikle Uşak hattında yaşananlar.
​Yerel basın sayfa sayfa manşet yaptı. Adamın özel yaşamı değil, adeta bir "vukuat kataloğu" döküldü ortaya. İlçe örgütündeki sağduyulu üyeler isyan etti, "Bu bize yakışmaz" dedi. İl yöneticileri tepki koydu, "Bu adam partinin ağırlığını taşıyamıyor" deyip istifayı bastı.
​Peki, Ankara ne yaptı?
Ankara sağır.
Ankara kör.
Genel Merkez’den tık yok.
​Sanki o skandallar başka bir gezegende yaşanıyor. Sanki CHP zaten yeterince baskı altında değilmiş gibi, bir de bu bagajı sırtında taşımaya gönüllü...
​Ardından ne mi oldu?
Klasik senaryo.
Bir otel odası. Servis edilen görüntüler.
Ve o meşhur savunma mekanizması devreye girdi:
"Efendim, özel hayatın gizliliği!"
​Hadi oradan!
​Özel hayat dediğin, kapını kapattığında başlar.
Eğer sen sahaya çıkıp kitlelere sesleniyorsan...
Seçim sathında o afili sloganları atıp "dürüstlük, ahlak, liyakat" diyorsan...
O an kendi elinle özel hayatını sildin demektir.
​Bir şehri; sokağıyla, caddesiyle, imarıyla ve devasa bütçesiyle bir adama emanet ediyorsun...
Bir bakıyorsun adamın altından bir kalbur civciv çıkıyor.
Üstelik hepsi farklı renkte!
​Bu sadece ahlaki bir sorun değil.
Bu, toplumdaki yozlaşmanın vücut bulmuş halidir.
"Evladım, kardeşim, hanım kızım" diyen o güzel insanların, o kadim Anadolu irfanının öğretilerini ne çabuk unuttuk?
​Mesele sadece bir parti meselesi de değil.
Bu rezillikler artık milli sporumuz oldu.
Ve işin en acı tarafı ne biliyor musunuz?
Bu skandalların kendi mahallelerinde önemsenmemesi.
​Partisini kutsallaştıranlar, "bizimki yaparsa bir bildiği vardır" ya da "aman rakibe koz vermeyelim" diyerek hatayı gizlemek için takla atıyor. Celladına aşık olanlar gibi, yanlışın etrafında kenetleniyorlar.
​Uşak’taki kadın kollarının "Başkanımızın arkasındayız" açıklaması mı istersiniz, yoksa başka bir şehirde "Başka yerde yapmış ama bizden biri" diyenleri mi?
​Görüş önemli mi bilmem ama "görmek" önemli.
Ne zaman göreceğiz?
Aday göstermeden önce mi, yoksa iş işten geçtikten sonra mı?
​Açık ve net söylüyorum:
Bagajı kirli bir adamla kazanmak, kazanmak değildir.
Geleceği kaybetmektir.
​Siyasete soyunmuş, bir ili, bir ilçeyi, hatta bir devleti yönetmeye talip olmuşsan; önce kendi arzularından, hırslarından, o kirli bagajından arınacaksın. Kendini yönetemeyen, şehri yönetemez.
​Partilerimize sesleniyorum:
Bu tipleri barındırmayın.
"Sen bize yakışmıyorsun" deyip kapının önüne koyacak cesareti gösterin.
​Yoksa o kalburdaki civcivler gün gelir, hepinizi gagalar.
​Esen kalın...