​HEKİM neşteri vurmuş bir kere.

Yarayı açmış ve hasta doğru müdahaleyi bekliyor. 2024 yerel seçimleriydi:

Zafer Partisi’nden Alanya Belediye Başkan adayı olarak sahaya indi Dr. Tahsin Biner.

Dim TV ekranlarında iki kez konuğum oldu, canlı yayında ter döktük.

Belediye koridorlarının havasını solumuş, kanununu nizamını az çok bilen biri olarak pusudayım tabii... Hocayı tartıyorum, "Acaba bu devasa şehri yönetecek çap, o bilgi birikimi var mı?"

Ben daha soruyu sormadan, zihnimi okudu. Gözümün içine baktı. "Ben dersime iyi çalıştım, bu işi biliyorum" dedi. Tabi ki dille değil, özgüveniyle dedi. Seçim bitti, sandık kapandı ama Tahsin Hoca durmadı. O kendine has analitik süzgecinden geçirdiği, "direk damara" dokunan sorularına devam ediyor. En son neyi sordu biliyor musunuz? Hızlı treni. Bizim kuşak tren demez, "şimendifer" der. Kara trendir o. Kömür kokusudur.

Buharlının ikinci mevkisine beyaz gömlekle binip, isli, siyah bir gömlekle inmişliğimiz vardır.

Zaman değişti, teknoloji gelişti ama bizim kaderimiz değişmedi. Hoca soruyor:

"Samsun’dan Trabzon’a demir yolu müjdelenmiş. Yapılsın elbet, vatanın her karışı demir ağlarla örülsün. Ama durup bir düşünmek lazım: Biz bu lokomotifi hangi rayın üzerine koyarsak, o tekerlek daha verimli döner?" Gelin, Dr. Biner’in açtığı o pencereden, rakamların o soğuk ama dürüst yüzüne bakalım. Rakamlar yalan söylemez.

​Antalya dediğiniz yer bir şehir değildir, kendi başına bir devlettir. 2019-2023 arası gelen turist sayısı: 75 milyon. Yıllık ortalama 20 milyon yabancı ziyaretçi.

Yunanistan’ın nüfusunun 1,5 katı. Belçika’nın tamamı. İsveç ve İsviçre’nin toplamı kadar insan her yıl bu şehre ayak basıyor. Antalya bu devasa kitleyi sırtında taşıyor. Yediriyor, içiriyor.

Türkiye’nin döviz musluğunu tek başına açıyor. Cari açıkla pençeleşen Ankara, önce Antalya’nın kasasına bakıyor. Ama iş o kasayı dolduran insanları "insanca" taşımaya gelince...

Karşımıza o meşhur "Yılan Hikayesi" çıkıyor. Yıllardır aynı senfoni, aynı nakarat: "Fizibilite çalışmaları sürüyor..." "Etüt projelerinde sona gelindi..." "Yatırım programına alınması planlanıyor..." Kutu bir türlü açılmıyor. Oysa demir yolu bakkal dükkânı değildir.

Maliyeti yüksektir, külfeti çoktur. Tam da bu yüzden; bu yatırımın kendisini en hızlı amorti edeceği yere, yani yolcu potansiyelinin zirve yaptığı noktaya yapılması gerekir. Akıl bunu söyler.

Mantık bunu emreder. Matematik bunu kanıtlar. Antalya-Alanya-Gazipaşa hattı...

Dünyanın en yoğun turizm akslarından biri. Havalimanına inen milyonları, 100 kilometrelik mesafeye 4 saatte, egzoz dumanı içinde otobüslerle hapsetmek, 21. yüzyılın lojistik zekasıyla dalga geçmektir. Milli serveti yollarda yakmaktır. Öncelik mi, gönül mü? Mesele budur.

Karadeniz’e de yapılsın, İç Anadolu’ya da. İtirazımız yok. Ama devlet aklı "verimlilik" üzerine kuruludur. Bir tarafta her 100 kilometrede bir havalimanı olan, nüfus yoğunluğu sınırlı bir hat...

Diğer tarafta ülkenin döviz fabrikası, ulaşım felci geçiren Antalya. Tahsin Hoca, bir hekim hassasiyetiyle teşhisi koyuyor: "Hangi hastaya öncelik verilmeli?" Kan kaybedene mi, yoksa durumu stabil olana mı? O şimendifer Antalya’nın kapısına yanaştığında...Sadece turist taşımayacak. Sebzeyi taşıyacak. Meyveyi taşıyacak. İhracatı taşıyacak. En önemlisi; bu milletin çalınan "zamanını" taşıyacak. Eğer bir yatırımın "kâra geçmesini" ve memleket ekonomisine can suyu olmasını istiyorsak... Lokomotifin yönünü paranın, insanın ve üretimin aktığı yere, yani Güney’e çevirmek zorundayız. Aksi halde? Biz daha çok "fizibilite" masalı dinleriz.

O meşhur kutunun açılmasını onlarca beş yıl daha bekleriz. Elinize sağlık Doktor Bey. Neşter tam yerine denk gelmiş. Çünkü bu sadece bir ray meselesi değil...

Bu bir memleket matematiği meselesidir!

​Esen kalın...