Yıllardır basın camiasının içinde, sokaktaki insanın nefesini, mutfağındaki tencerenin sesini dinleyen bir gazeteci olarak bugün kalemi elime aldığımda parmaklarımın ucunda ağır bir sızı hissediyorum. Bugün siyasetin tozlu koridorlarından değil, doğrudan hayatın ve acı gerçeğin tam göbeğinden; yani cebimizden, sağlığımızdan ve geleceğimizden bahsetmek istiyorum.
​Evet, açık açık soruyorum size: Ülkemiz bitti mi?

Gizli Bir İşgalin Eşiğinde miyiz?
​Ben yıllardır bu sorunun cevabını arıyorum ve gördüğüm tablo beni tek bir korkunç noktaya çıkarıyor: Sanki görünmez bir el, ülkemizi sessiz sedasız bir kuşatma altına almış durumda. Şahsi kanaatim odur ki; biz bir tür işgal altındayız. Ancak maalesef Türk toplumu olarak bu tehlikeye karşı henüz tam anlamıyla uyanamadık.
​Ülkemizin değerleri her geçen gün bilinçli bir şekilde sıfıra indiriliyor. Sanki bir düşman tarafından yönetiliyormuşuz gibi, bizi biz yapan ne varsa elimizden kayıp gidiyor. Sadece cebimizdeki para değil, soframızdaki aş da saldırı altında.

Gıda Terörü ve Köşeye Sıkıştırılan Toplum
​Bugün ne yediğimiz belli değil, ne içtiğimiz belli değil... Gıdalarımızın içinde ne var, sağlığımızla kimler, hangi kirli emellerle oynuyor? Her yönden köşeye sıkıştırılmış, hareket alanı daraltılmış bir topluma dönüştürüldük. Bu sadece bir ekonomi sorunu değil; bu, bir toplumu kökten kurutma, kimliğini ve gücünü yok etme projesidir.

Rakamların Komedisi, Hayatın İşkencesi
​Ekonomideki gidişat artık "sıkıntı" kelimesiyle açıklanamaz. Bugün asgari ücretli ve özellikle emeklilerimiz için hayat, bir yaşam mücadelesinden ziyade adeta bir işkenceye dönüştü. En düşük ev kirasının 25 bin TL olduğu bir Türkiye gerçeğinde; emekli maaşını binbir rica, sosyal medya isyanları ve milletin feryadıyla ancak 20 bin TL seviyelerine çekmeye çalışmak, bu halkın aklıyla alay etmektir. "Bir insanın ömrünü verdiği ülkesinde, aldığı emekli maaşıyla bir aylık barınma ihtiyacını bile karşılayamaması, devletin ve toplumun vicdanında nasıl bir karşılık buluyor?"

Neler Oluyor?
​Biz bu topraklarda el ele vermeyi, paylaşmayı bilen insanlarız. Ancak bugün gelinen noktada, en temel hakların verilmesi için bile milletin isyan noktasına gelmesi beklenmemeliydi.
​Tekrar soruyorum: Neler oluyor? Bu sessizlik, bu uyuşmuşluk neden? Bizim ülkemiz gerçekten bitti mi, yoksa biz mi bittiğini görmek istemiyoruz? Bu çığlık, bu halkın feryadı daha ne kadar duyulmazdan gelinecek? Uyanmak için daha neyi kaybetmemiz gerekiyor?