TÜRK futbolu önemli ölçüde erozyona uğramış, dibe vurmak üzere. Karşılaşmalara seyirci gitmiyor. Eğer bir takımın fanatik taraftarı değilseniz, Spor Toto Süper Lig takımlarının karşılaşmalarından, futbol olarak, zevk almanız mümkün...

TÜRK

futbolu önemli ölçüde erozyona uğramış, dibe vurmak üzere.

Karşılaşmalara seyirci gitmiyor.

Eğer bir takımın fanatik taraftarı değilseniz, Spor Toto Süper Lig takımlarının karşılaşmalarından, futbol olarak, zevk almanız mümkün değil.

PTT 1. Lig takımlarının karşılaşmaları çok daha renkli geçiyor.

Son Kazakistan olayına girmek istemiyorum.

Bir milli takım futbolcusuna mensup olduğu takım yüzünden küfür edilmesi bir rezillik, bu futbolcunun da, küfür edildi diye karşılaşmadan çekilmesi bir başka rezillik.

Volkan Demirel’in yaptığı gavura darılıp oruç bozmaya benzedi!.

Televizyon kanallarında, her karşılaşma sonrasında futboldan çok, futbolcular, hakem ve teknik adamlar konuşuluyor.

Televizyon kanallarındaki yorumcuların önemli bir bölümü alem!

Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu gibi hakem eskilerinin cazgırlıkları orta oyununa döndü.

Serhat Ulueren gibi medyadaki tetikçiler, zaman zaman milli takımın teknik direktörlerinin saygınlığını yerle bir etme, istedikleri zaman da bir takımın teknik patronunu ya da yöneticisini alaşağı etmenin tezgahı içine girebilirlerken, bunda da başarılı olabilmekteler.

Kulüp başkanları ve yöneticiler futbolun ve futbolcuların önüne geçmek için, her gün birbirlerine veryansın ederek taraftarları birbirlerine düşman etmekle meşguller.

Türk futbolu bir ara Galatasaray’la şaha kalktı.

Galatasaray’ın başarısı büyük ölçüde milli takıma da yansıdı.

Avrupa Şampiyonası'nda çok güzel neticeler alırken Dünya Kupası'nda da üçüncülük başarısını yakalamıştık.

Dünya Kupası'nda üçüncülüğü yakalamamıza karşın, bu başarının tadına varamadık.

Milli takımımız Uzakdoğu’da Dünya kupasında top koştururken, bizim medyanın şarlatanları, takımın teknik direktörünü yerden yere vuruyor, giyimini kuşamını eleştirme ilkelliği içine girmişlerdi.

Eleştirdikleri kişinin mesleği öğretmenlik, eski milli bir futbolcu, aynı zamanda saygın, ciddiyeti ve de ilkelerinden ödün vermeyen biri olan Sayın Şenol Güneş’ti.

Medyanın önemli bir bölümünün eleştiri bombardımanına tuttuğu sayın Güneş milli takımımızı dünya üçüncüsü yapmasına karşın, Güneş’i bu görevde tutmamak için herkes elinden geleni yaptı.

Sayın Güneş medyanın baronlarına yalakalık yapmadığı gibi, onlarla şu ya da bu şekilde bir ilişki içine girme konusunda belli hesaplar yapmayacak bir kişiliğe sahip olduğu için, medya Sayın Güneş’i de, sayın Mustafa Denizli’yi de fazla sevemedi.

Ersun Yanal, Abdullah Avcı ve Türk futboluna aktif futbol oynadığı dönemlerde unutulmaz yıldızlar arasına girmiş Oğuz Çetin, Tugay Kerimoğlu ve benzeri kişilikli kişileri de bizim medya fazla sevmedi!

Son günlerde tam 28 yıl önce gündeme geldiği söylenen bir şike girişimini bugüne taşıyan bir psikopatın iddialarıyla, Ersun Yanal’ın Trabzonspor Teknik Direktörlüğü'nün önü kesilmeye hatta Yanal tamamen itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor.

İşin en ilginç yanı, lafa gelince yabancı teknik adamların yerine Türk teknik adamlarını savunmaktan söz eden medyanın önde gelen isimleri, Fenerbahçe’nin Teknik Direktörü İsmail Kartal’a karşı da neredeyse savaş açmış durumda.

- DEVAMI YARIN -