Her oyunun bir kuralı olduğu gibi, yasa dışı olaylara karşı mücadele etmenin de bir kuralı ve yöntemi vardır. Silahlı bir saldırganı, herhalde çiçekle karşılayamazsınız! Kitleleri tutsak almış teröristlerin organize ettiği eylemlerde...

Her oyunun bir kuralı olduğu gibi, yasa dışı olaylara karşı mücadele etmenin de bir kuralı ve yöntemi vardır.
Silahlı bir saldırganı, herhalde çiçekle karşılayamazsınız!
Kitleleri tutsak almış teröristlerin organize ettiği eylemlerde tabii ki çok dikkatli olmak gerekir.
İki güç arasında sıkışıp kalmış, hangi güce biat edeceğini bilemeyen yığınları, öncelikle bu ikilemden kurtaracak bir otoriteyi oluşturup, teröristlerin baskısından, tehdit ve şantajından halkı bir an önce kurtarmak gerekir.
Vatandaşın, aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık kıskacındaki açmazı, 1980 öncesinde bu ülke ve bu ülke insanı yaşadı.
Ülkücüler ve devrimciler, cadde ve sokakları hatta kentleri paylaştılar.
Belli bir coğrafyaya hakim olan örgüt, yığınları istediği şekilde yönetip yönlendirebiliyordu.
Bir kentin, cadde ya da sokağın tümünde yaşayan vatandaşların, aynı örgütün sempatizanı ya da militanı olması mümkün mü?
Böyle bir bütünlük söz konusu olmadığı halde, örgütün o alana hakim olmasının tek nedeni, devletin otorite zaafı, örgütün gücü ve acımasızlığıdır.
Olaya bu açıdan baktığımızda, Doğu ve Güneydoğudaki eylemlerde yer alan yığınların önemli bir bölümünün, örgüt tarafından zorla buralara taşındıkları gerçeğini de dikkate almamızda yarar var.
Eğer buralarda bir bütünlükten söz edilmiş olsaydı, seçimlerde BDP dışında hiçbir partinin tek bir oy bile alamaması gerekirdi.
Vatandaş eylemlerde örgütün istediği şekilde davranmak zorunda kalırken, sandıkta farklı bir tavır sergileme gerçekçiliğini gösterebiliyor.
Kürt halkının önemli bir bölümünün, ne ayrılık, ne de terör yanlısı oldukları kanısında değilim.
Terör örgütünün önde gelen isimleri ve bu yapılanmadan farklı bir biçimde yıllardır yararlanan belli kesimler, bu büyük rant denizi sayesinde, sırça köşklerinde krallar gibi yaşamaktalar.
Bu savaşın mağdurları, militan olarak kullanılan gariban halk çocukları.
Bu gençlerin, küçük yaşlarda beyinleri yıkanıp, insanlıktan uzaklaştırılarak, acımasız bir canavar haline getiriliyor.
Asıl suçlular, bu militanlar değil, bu gençleri örgütleyip eylemlere sürenler.
Bir insanın, hiç tanımadığı kişileri öldürmek için, canlı bomba olmayı kabul edip, böyle bir eylemi gerçekleştirmeleri akıl alacak şey mi?
Doğu ve Güneydoğudaki halk, askerin yanında yer alsa terör örgütü cezalandırmaya kalkarken, örgütün yanında yer alsa, yasalara göre suç işlemiş oluyor.
Böyle bir ikilem karşısında, bu halk ne yapsın?
Hz. İsa, “Birisi bir yanağına tokat attıysa, öbür yanağını çevir” derken, hümanist bir yaklaşımla eylemin bir noktada bitmesini amaçlarken, bizde ise kısasa kısas söz konusu.
Teröre karşı hümanizmayı işletmek hayalcilik olur.
Oyunun kuralı ne ise o işletilmeli.
Gerillaya karşı kont-gerilla, teröre karşı da anti-terör örgütü mücadele edebilir.
İki ya da dört aylık bir eğitim sonrasında düzenli orduyla teröre karşı mücadele edilemeyeceği otuz yıllık denemeden sonra hala anlaşılmadıysa, bundan sonra da anlaşılacağı kanısında değilim.
Sivrisinekle mücadelenin yolu bataklıkların kurutulmasıysa, terörle mücadele ederken de, terörün tüm kaynaklarını ve arkasındaki destekleri ortadan kaldırmak şart.
Söylemesi, yazıp çizmesi kolay da, bunun gerçekleştirilmesinin ne kadar zor olduğunu biz de biliyoruz!
Ne yapalım?
Biz de, bu tür yorumları yaparak biraz olsun deşarj oluyoruz!
PKK terör örgütü son yıllarda, belli bir otoriteye bağlı olmaktan çıkmış gibi gözüküyor.
Barışa dönük karşılıklı adımların atılması için, tarafların tek bir otoriteye bağlı olması gerekir.
Bugün devler tek bir otorite tarafından yönetilirken, PKK’da farklı otoritelerden söz edilebiliyor.
Mücadeleyi ya da barışa dönük görüşmeleri hangi PKK ile yapacağınız belli değil.
Terörle mücadelenin bugünkü açmazı da bu.