İSTİSNASIZ hepimiz, 1 Kasım seçimine giderken, bırakın tek başına bir iktidarı, bir koalisyon kurulabilir mi, kurulamaz mı hesabı ve kaygısı içindeydik. Siyasi istikrar için, bir partinin tek başına iktidar olmasının ne denli önemli olduğunu...

İSTİSNASIZ

hepimiz, 1 Kasım seçimine giderken, bırakın tek başına bir iktidarı, bir koalisyon kurulabilir mi, kurulamaz mı hesabı ve kaygısı içindeydik.

Siyasi istikrar için, bir partinin tek başına iktidar olmasının ne denli önemli olduğunu bizim gibi, siyasetin çemberinden geçmiş dinozorlar çok iyi bilse de, genç kuşak 7 Haziran seçimleri sonrasındaki siyasi tabloyu ve de bu tabloda yer alan siyasi aktörlerin tutumlarını, yaklaşımlarını hatta saçmalıklarını görünce, onlar da bu durumun nasıl bir felaketle sonuçlanacağını anladılar.

İşte bu yüzden de, ülkesini ve ülke insanını düşünen parti ve ideoloji fanatizminin batağına saplanmamış gerçekçi beyinler, beğense de beğenmese de, tek başına iktidara en yakın gördüğü bir partiye yani AK Parti'ye oyunu verdi.

İktidara CHP yakın olsaydı ona da verir miydi?

Bana göre, siyasi istikrar adına kesinlikle CHP’ye de aynı desteği verebilirlerdi.

7 Haziran'da AK Parti’ye 9 puan oy kaybettiren seçmenin, 1 Kasım da da büyük bir oy kaybettireceği ve bu trendin bundan böyle de devam edeceği sanılıyordu.

Zira geçmişte, bırakın üçüncü dördüncü dönemi, iki dönem tek başına iktidarda kalan partilerin, iktidar yorgunu haline gelmesi, kendini bir türlü yenileyememesi nedeniyle, sürekli oy kaybetme ve sonrasında, siyaset sahnesinden silinme geleneğinin AK Parti’nin de başına geleceği sanıldı.

Tabii burada, AK Parti dışında kalan partilerin, özellikle de liderlerin performansı da büyük rol oynadı.

Eğer 7 Haziran sonrasında bir siyasi parti ya da lider çok tutarlı ve gerçekçi bir politika izlemiş olsaydı, bugünkü tablo çok farklı bir biçimde gerçekleşebilirdi.

CHP ve Kılıçdaroğlu bu konuda oldukça tutarlı davranmış olsa da, bu yeterli olamadı ya da AK Parti özellikle de Erdoğan bu tehlikeyi bertaraf etme becerisini gösterdi!

Seçmen beş ay içinde çok ciddi oy kaydırma gerçekçiliğini ve akılcılığını göstererek Türkiye’yi olası büyük bir krizden kurtardı.

Böylesine büyük bir başarıya imza atan seçmeni, aptallıkla suçlayarak, kendilerini akıllı sananların, seçimi neden kazanamadıklarını düşünüp, özeleştiri yapamayan beyinlerin, öncelikle kendi akıllarını sorgulamalarında yarar var!

Ben bu seçimde rahatsızlığım nedeniyle oy kullanamadığım için, aptallık ya da akıllılık konusunda yapılan tartışmaların dışında kalmama karşın, bu tür yaklaşımların, ne denli parti fanatizminin batağına saplanarak gerçeklere gözlerini kapatmış beyinlerin, şaşkın ördeklerin yalpalamasına benzer bir yaklaşım içinde oldukları kanısındayım.

Aslında dünyada hiç akıl kalmasa bile kimse akılsız olduğunu kabul etmezmiş.

Demek ki, kendi tercihlerimizi bir aklın ürünü, başkalarının tercihlerini de akılsızlığın ürünü olarak görmek, bizim gibi geri kalmış ya da gelişmekte olan toplumlara özgü bir şey olmalı!

Bu durumda, hangi tarafın akıllı ya da aptalca bir tercihte bulunduğunu da, tercih edilen şeyin, ülkeye ve ülke insanına ilerideki getirisine bakarak test etmeye kalksak bile, biz bu konuda da gerçekçi olamıyoruz!

İşin komik yanı, parti fanatizmi içinde olanlar, bir siyasi yapı ne kadar başarılı olursa olsun, ağzıyla kuş bile tutsa, ona karşı duruşlarını, en acımasız bir biçimde sürdürürken, kendi destekledikleri parti, ülkeyi batıracak noktaya taşısa da, o partiyi desteklemeye devam etme saçmalığını sergileyebiliyorlar.

İşte bu yüzden Allah hepimize akıl fikir ihsan eylesin.

Erdoğan ve Davutoğlu’nu en çok eleştirdiğim dini söylemlerine bakın ben de ayak uydurmaya başladım!

Üzüm üzüme baka baka karardığı gibi ben de onlara bakarak dini ritüellere mi yönelmeye başladım?

Allah korusun!

Bu da rahmetli İsmet İnönü’nün yaklaşımına benzedi.