Kosova’nın Prizren şehri, Avrupa coğrafyasının “İkinci Kudüs’ü” olarak kabul edilmektedir. Özellikle Birleşmiş Milletler Barış Gücü binasının burada konuşlandığını görmekteyiz. Barış gücü genellikle burada konumlandırılmaktadır. Farklı noktalarda Birleşmiş Milletler’e ait kamp ve askeri üs alanları mevcuttur. Prizren şehri her daim stratejik öneme sahip olmuştur. Günümüzde de adeta bıçak sırtı bir coğrafyada yer almaktadır. Şehrin merkezi nüfusu ağırlıklı olarak Arnavutlardan oluşurken, ikinci sırada Sırplar, üçüncü sırada ise Türkler gelmektedir.
Bu şehirde belediye meclisi tarafından üç dil resmî dil statüsünde kabul edilmiştir. Kosova Cumhuriyeti genelinde devlet nezdinde iki resmî dil bulunmaktadır: Arnavutça ve Sırpça. Ancak Prizren’de bu iki dile ek olarak Türkçe de resmî dil olarak kabul edilmiştir. Türkçeyi bu şehirde pek çok alanda görmek mümkündür. Sokak isimlerinden tabela yazılarına, belediye binasının üzerindeki levhaya kadar birçok yerde Türkçe kullanılmaktadır. Prizren, şehir merkezinde rahatlıkla Türkçe konuşabileceğiniz, Türkçe alışveriş yapabileceğiniz ender şehirlerden biridir.
Birazdan şehrin ana kavşağından tarihi merkeze doğru giriş yapacağız. Orada da bizi İskender Bey heykeli karşılayacak.
Namazgâh, yani açık hava namaz alanında askerlerin komutanlarıyla birlikte namaz kıldığını görüyoruz. Otobüsten indiğimiz kaldırımın kenarındaki yaklaşık 500 m²’lik alanın bir köşesinde yalnızca normal yükseklikte bir minare bulunmaktadır. Bu alan, Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülen bir kilisenin parçasıdır.
Priştine’de araç plakalama sistemine göre plakası “04” olan Prizren, Kosova’nın en önemli şehirlerinden biridir. Hem kültürel hem de turistik bir merkezdir.
Arkadaşlar, saat 15:00’te otobüste hazır oluyoruz. Herkesin zamanında otobüste olması talimatı verilmiştir, çünkü otobüsler bekleme yapamıyor.
Dikkatimizi çeken bir diğer detay: “Akdere”, Prizren şehrini ikiye ayırmaktadır. Karşımızda, yukarıda bir kale var. Oraya taksiyle veya yürüyerek çıkabilirsiniz ama ben hiç çıkmadım.
Yemek yiyebileceğiniz birçok restoran da burada yer alıyor. Size çarşıyı da göstereceğim. Burada çok meşhur büyük bir restoran var. Menüde çorbasından makarnasına, “filya” dediğimiz börekten Arnavut böreğine, ciğer çeşitlerinden kelle, böbrek, dalak gibi sakatatlara kadar her şey mevcut. Gerçekten bir "varoluş" mutfağı. Eğer sakatat seviyorsanız, burası tam size göre.
Şu an Sinan Paşa Camii civarındayız. Yukarıda, karşınızda bir kale var. Oraya taksiyle gidilebilir ama dediğim gibi, ben henüz gitmedim. Yemek için restoranlar hemen burada, çarşının içinde. Size göstereceğim o meşhur büyük restoranda her çeşit yemek bulmak mümkün.
Tarihi merkezde yer alan camimiz, sembol yapılardan biridir: Sinan Paşa Camii. 1615 yılında inşa edilmiştir. Üzerinde “Sinan Paşa Camii restorasyonu ve çevre düzenlemesi, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından 2011–2013 yılları arasında gerçekleştirilmiştir.” yazmaktadır.
Bu şehirde kaybolanın anıtı dikilir, derler. Gerçekten öyle. İki yaka da şehir merkezidir. Bakın! Aaa, bayrağımız dalgalanıyor! Türk Konsolosluğu’nun bayrağı, hemen karşımızda! Bu çevrede olacaksınız zaten. Dilediğiniz gibi gezinebilirsiniz!