Gece balkonda otururken birden poyrazın kokusu geliverir burnuna. Genzine dolan kuruluktan bir yerler yanıyor zannedersin. Esintiyle taşınan, insana uzaklık duygusu veren farklı kokulardan anlarsın havanın değişmekte olduğunu… Nemli gecelerden...
Gece balkonda otururken birden poyrazın kokusu geliverir burnuna. Genzine dolan kuruluktan bir yerler yanıyor zannedersin. Esintiyle taşınan, insana uzaklık duygusu veren farklı kokulardan anlarsın havanın değişmekte olduğunu…
Nemli gecelerden deneyimlisindir; yapışmamak için vücudunu yatağa en az değecek şekilde konumlandırmışsındır yatarken. Sabaha karşı çıkan rüzgârla perde uçar, burnuna değer; kapı pencere çarpar. Uyku sersemliğiyle nereyi kapatacağını şaşırırsın. İlk fark ettiğin, yastığının ıslak olmadığıdır…
Çatının saçaklarındaki kuşların ötüşü bile değişmiştir. Bazısı bir iki cikledikten sonra vazgeçer. Diğerleri ötüyormuş gibi değil de, sanki sıcaktan şikâyet ediyormuşçasına makamsızca cırıldarlar.
Pencereden dışarı baktığında derinlik kavramını anlarsın. Havanın berraklığıyla, hiç dikkat etmediğin dağların, resim dersinde öğretildiği gibi gittikçe silikleşerek artarda sıralandığına tanık olursun. Denizin rengi ise çoktan koyulaşmıştır, ters akıntıyla.
Sahildeki kumun ayak basılmamış kısmı öğlen saatlerinde kızıllaşır. Zavallı turist yanan tabanıyla çığlık atarken, sen delikanlılıktan kalma deneyimle ayağını hafifçe eşelediğin kumun altına sokarak yürürsün… Onlar, akşama beyin tava olacağını bilmez, güneşe fora ederler vücutlarını; sen şemsiyenin altında bile şapka takarsın, başına geleceği bilerek…
Deniz şahanedir poyraz estiğinde. Güneş ışığının suda kırınmasıyla deniz tabanında altıgen ışıklar oluşur. Ferahlamak istersen vücudunu bir karış suyun altına bırakman yeterlidir… Büyük balıklar derine çekilmiş, yavrularıysa kumsala hafifçe çarpan dalgalar eşliğinde yem aramaktadır. Bir taraftan da, kendilerini kovalarla yakalamaya çalışan turist çocuklarını eğlendirirler…
Değişerek, bir Kuzey-Batı, bir Kuzey-Doğu’dan esen rüzgâr denizi temizler. Dalga olmaz, belki hafif bir çırpıntı, o kadar. Derine doğru açıldığında suyun sesiyle baş başa kalırsın ama poyraz uzaklardan yine de bağrışlar taşır. Derken ezan sesi başlar; rüzgârın yarattığı ekoyla güzelleşmiştir…
Denizden çıkarken hafif ürperir insan. Eğer duş almıyorsan kaşlarının üstünde biriken tuzların kuruluğu ağırlık yapmaya başlar. Üst dudağındaki tuzu yalarsın gençlik günlerini anarak… Yan şemsiyedeki dünya insanlarının sakinliğine, edebine gıptayla bakarsın. Bir kez daha şaşarsın çocuklarının niye hiç ağlamadığına…
Vıcık vıcık yaz aylarının poyrazlı günleri insanı kendine getirir. Aynı hava gibi beyin de netleşir, dünyayı daha iyi algılamaya, değerlendirmeye başlar… Yaşadığın şehrin gündemini, meşgalesini düşünürsün. Ramazan ayının nelere vesile olmakta olduğunu hayretle bir kez daha görürsün… Sonra dünyayı; ülkemizi, ona biçilen rolü, bekleyen tehlikeleri…
Poyrazı yaşamak gerekir. Yazı anlamak, sindirmek için…