GERİDE bıraktığımız otuz yıl, gelişen teknolojilerin ekonomilere ivme kazandırmasıyla birlikte görülmemiş bir ekonomik büyümeye tanıklık etmiş olsa da, son birkaç yıldır ekonomik durgunluk ve gelişmekte olan piyasalardaki krizler sebebiyle...

GERİDE

bıraktığımız otuz yıl, gelişen teknolojilerin ekonomilere ivme kazandırmasıyla birlikte görülmemiş bir ekonomik büyümeye tanıklık etmiş olsa da, son birkaç yıldır ekonomik durgunluk ve gelişmekte olan piyasalardaki krizler sebebiyle işletmeler; düşük karlılık, ölçeklerde küçülme, Pazar payında azalmalar ve hatta iflaslar ile karşı karşıya kalmaktadır. Avrupa ekonomisinin bir türlü beklenen toparlanmayı gösterememesi, Rusya ekonomisinin yaşadığı ciddi küçülme ve ülkemizde 17 Aralık sürecinden bugüne dek yaşanan siyasi ve ekonomik belirsizlikler, piyasalarda faaliyet gösteren işletmeleri; işgücü, üretim hacmi, maliyetler, pazar payı gibi konularda stratejik kararlar almaya zorlamaktadır. Bu durumda olası krizleri, kendileri için en uygun stratejiyi oluşturarak yönetebilen şirketler şüphesiz ki kriz dönemini rakiplerinden daha az zararla atlatabilmektedir. Bu nedenle etkin kriz yönetimi, şirketleri başarıya götüren ve rakiplerinden ayıran hayati bir faktör haline gelmektedir. Türkiye piyasalarındaki genel duruma bakılarak; pek çok firmanın kriz sürecini, genel duruma ilişkin hiçbir analiz ve ya optimizasyon (Eldeki kısıtlı kaynakların en uygun biçimde kullanılması, en iyi sonuçları içeren işlemler topluluğu) yapmaksızın, “ölçek küçültme’’ stratejisi ile yönetmeye çalıştığını söylemek mümkün. Firmalar açısından işgücü sayısının azaltılması ya da üretim hacminde daraltma yoluna gidilmesi olarak iki şekilde gerçekleştirilebilmekte olan bu strateji; ülkemizde daha çok, kriz dönemlerinde toplu işçi çıkartma yolu izlenerek uygulanmaktadır. Ne yazık ki, Türkiye gibi işsizlik oranlarının oldukça yüksek seyrettiği ülkelerde takip edilen ve rasyonel rakamlara dayandırılamayan bu yol; firmaları çok daha büyük bir kriz ortamının içine sokabilmektedir. Nitekim ölçek küçültmek amacıyla mevcut personel sayısını azaltan işletmelerin çoğu, ölçüyü kaçırarak, çıkarılması gerekli olan personelden daha fazla sayıda çalışanı işten çıkartmaktadır. Çıkarılan işçilerin yapmakta olduğu işler ise ne yazık ki ikame edilememektedir. Buna ek olarak, şirket bünyesinde yetiştirilmiş, deneyimli personelin de kaybı söz konusu olmaktadır ki kriz dönemini takiben ekonominin rahatlaması ve üretim hacminin yeniden artması ile birlikte bu kaybın etkisi, işletmeler tarafından oldukça derin bir biçimde hissedilmektedir. Öyle ki durgunluk döneminde işten çıkartılan personeller, üretimin artması ile birlikte tabiri caizse mumla aranır hale gelebilmektedir.

•Kriz dönemlerini atlatmanın tek yolu, işgücü sayısında azaltma yoluna gitmek midir?

2007- 2008 krizi sırasında kendisine sorulmuş olan bu soruya yanıt olarak yapmış olduğu ‘’Piyasa bize küçülmeyi emrediyor, maliyetlerimiz artıyor. %20 küçüleceğiz ancak, bunu eleman çıkartarak yapmayacağız. Çünkü piyasa yeniden canlandığında benzer elemanları işe almak bizim için daha maliyetli ve zor. Biz eleman çıkartmak yerine; bankalarla ilişkilerimizi yeniden düzenleyecek, yatırımlarımızı daraltacak, marka sayımızı azaltacak, nakit akışının takibini daha kolay hale getireceğiz ve bu dönemde kesinlikle vadeli işlem yapmayacağız’’ açıklaması ile Boyner mağazalar zinciri sahibi Cem Boyner, uygulanabilecek en etkin ‘’kriz yönetimi stratejisini’’ son derece basit bir şekilde özetlemiştir. Buradan hareketle açıklayacak olursak; kriz dönemlerinde önemli olan, kişileri değil süreçleri en iyi şekilde yönetebilmektir. Öncelikle, kuruluş aşamasında en optimal birim ve çalışan sayısını belirleyerek faaliyete başlayan işletmeler, kriz yönetimi hususunda çok daha avantajlı olmaktadır. Akabinde, kriz dönemlerinde daha esnek bir yapı gösterebilmek, üretim hacmindeki daralmalarla üretimin takibini kolaylaştırmak, yatırımları ve vadeli işlemleri sınırlandırmak, gelecek odaklı projelerin bir süre dondurulması ve mevcut karlılığın korunması; ölçek küçültmenin, ileride şirketin büyümesini olanaklı kılacak biçimde gerçekleştirilebilmesini sağlayacaktır. Özetle, krize yönelik bir strateji olan ölçek küçültmenin tek yolu, işletmeyi kapatmak ya da işçi çıkartmak olmamalıdır. Şirket sistemi daha verimli ve etkin bir hale getirilmeli, mevcutlar mümkün mertebe korunmalı ve kriz süreci, uygulanabilecek en doğru stratejiler ile yönetilmelidir.