HİÇBİR konuda, kimsenin kimseye güveni kalmadı. 1960'lı yıllarda, polisimize dönük bir antipati oluşturulmaya çalışılmıştı. Bu anlayışın yeniden gündeme geldiğini, bir sürü eylemde, polise dönük çirkin saldırılardan anlıyoruz....
HİÇBİR
konuda, kimsenin kimseye güveni kalmadı.
1960’lı yıllarda, polisimize dönük bir antipati oluşturulmaya çalışılmıştı.
Bu anlayışın yeniden gündeme geldiğini, bir sürü eylemde, polise dönük çirkin saldırılardan anlıyoruz.
O tarihlerde, asker alkışlanırken, polis protesto ediliyordu.
Bugün, güvenlik güçlerine dönük bir ayrım yapılmadan, her ikisine de taşlarla, sopalarla, molotof kokteylleriyle saldırmaktan çekinen yok!
Son yıllarda yargımız, dolayısıyla yargıçlarımız büyük yara aldı.
Ergenekon ve balyoz gibi davaların geldiği noktaya baktığımızda, insanın tüyleri diken diken oluyor!
Bürokraside yer alan kimi bürokratlarımız, kamu görevi yaptıklarını bir yana bırakıp, kimi yapılanmaların bir parçası haline gelebiliyorlar.
En saygın ve en önemli mesleklerden biri olan hakim ve savcılarımızdan bazılarının yanlışını genelleyerek tüm hakim ve savcılarımızı suçlamaya kalkmak da saçmalıktan başka bir şey olamaz.
Atalarımız "Balık baştan kokar" demişler.
Siyasetin her anlamda dibe vurduğu bir süreçte, bürokratik yapıların, sallanmadan dimdik ayakta kalabilmesi düşünülebilir mi?
Her alanda, yozlaşmanın, kokuşmanın ve bozulmanın dörtnala kalktığı bir ortamda, vatandaşın ya da diğer alanlarda yer alan insanların, dürüstlük abidesi olmaları mümkün mü?
Sanırım bu konuda, onu bunu suçlamadan, istisnasız hepimizin, her konuda, kendi özeleştirimizi yapmamızda yarar var!