Konuya Garcia Marquez'in bir sözüyle başlayalım: 'Bir insanın; aşağıdaki bir başka insana sadece bir kez bakma hakkı olduğunu, o da; onun ayağa kalkmasına yardım ederken olması gerektiğini öğrendim”. Bu güngörmüş insan tarzıdır....
Konuya Garcia Marquez’in bir sözüyle başlayalım: “Bir insanın; aşağıdaki bir başka insana sadece bir kez bakma hakkı olduğunu, o da; onun ayağa kalkmasına yardım ederken olması gerektiğini öğrendim”. Bu güngörmüş insan tarzıdır. Sözlük; eskilerin adabımuaşeret dediği “görgü” kavramını “bir toplum içinde var olan ve uyulması gereken saygı ve incelik kuralları” olarak tanımlıyor.
Görgülü olmanın bir tarzı da bilgili olmak ve bilgiye sadık kalmakla ilgilidir. Türkçede “k” harfinin ilginç bir özelliği vardır. İçi boş cisimleri bu harfle tanımlarız; kaşık, kepçe, kazan, kova gibi. Bir diğeri de kafadır. İçine ne kadar yükleme yaparsak, o kadar iyidir. Kültür okuduklarımızdan arta kalandır. Uygarlık doğanın verdiklerine karşılık insanoğlunun ortaya koyduklarıdır.
Türkçenin çok güzel bir dil olduğunu bazı sözcüklerle de destekleyebiliriz; hoşça kal, güle güle, allahaısmarladık gibi. Bu sözcükler dururken kendi dillerinde bile anlamı olmayan bye bye, schüs(çüz) sözcüklerin kullanmak görgüsüzlüktür. Görmek fiilinden üretilmiş görgüyü sokak ağzıyla Amerikalılar (new money- görgüsüz), (old money- görgülü) diye kullanıyor. Görgülü veya görgüsüz ulamasını; paraya sahip olma şekliyle ilintiliyorlar. Zenginlik bilgi ve vicdanla desteklenmedikçe görgüsüzlük insanın tipine yansır.
Sokakta bıraktığı araç oturduğu evden pahallıysa, üstelik yaya kaldırıma ve hatta yaya geçidine park ediyorsa, o kişiden uzak durun, saldırgan olabilir. Klakson öttürmek, yere tükürmek ve kirletmek, gürültü çıkarmak, ılıman iklimde kürk giymek, düğünlerde maytap atıp göç yolundaki kuşları ürkütmek, sevincini silah atarak göstermek görgüsüzlüktür. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Görgüsüzlük; kentlere has bir hastalıktır. Kısaca kentte yaşayıp kentli olamamaktır.
Kentli olamayan insanların yığılması nedeniyle kentlerimiz de görgüsüz kentlerdir. Görgüsüz kentlerimizin en büyüğü ve en görgüsüzü de İstanbul’dur. Kültürel kimliğini kaybetmeye de devam etmektedir. 1980’le başlayan spekülatif hareketler nedeniyle kentler, Vandal kafalı yöneticilerin eline geçmiştir.
Alanya da görgüsüz kentlerden biridir. Alanya özelini sonra, daha detaylı dile getiririz. Ancak şunlar aklın bir köşesinde dursun; mimarlar, mühendisler, meclis üyeleri, toprak sahibi mütegallibe ve yüklenicilerin bu çarpık ilişkilerdeki sorumluluğu fazladır. Alanyalı yurttaşlar kültür, sanat ve spora ziyadesiyle emek veren Başkan Sayın Sipahioğlu’nu yalnız bırakmamalıdır. Görgülü bir kentin kendine has, toplu taşıma, peyzaj, koruma, eğitim, eğlence ve sağlık anlayışı olmalıdır. Bunu sağlamak bu kentten razı olanların gayretleriyle olacaktır.