Aydın'da da bütün sivil toplum örgütleri misafirlerinin geleceği günü sabırsızlıkla bekliyorlardı. Benim için bunlardan daha büyük bir mutluluk haberi olabilir miydi? Çocukluğumda zararlı diye yuvaları bozulan, yumurtaları kırılan,...
Aydın’da da bütün sivil toplum örgütleri misafirlerinin geleceği günü sabırsızlıkla bekliyorlardı. Benim için bunlardan daha büyük bir mutluluk haberi olabilir miydi? Çocukluğumda zararlı diye yuvaları bozulan, yumurtaları kırılan, yavruları imha edilen saksahanları, yumurtaları toplanıp yenen keklikleri duyunca nereden nereye demekten kendimi alamadım. Hep beraber avlığa girince Ahmet Uğurlu ile ayrıldık. Oğlum, yeğenim ve ben Ali Hapıl adında bir kılavuzun eşliğinde av yapacaktık. Ali Hapıl’a çocukları ava getirdiğimi, bu avlığı çocuklarıma tanıtmak istediğimi, öğleye kadar beş yaşından yukarı bir tekeye rastlarsak Mehmet’in vuracağını, Öğleden akşama kadar da zamanı Kerim’in kullanacağını eğer çocuklar av vurabilirlerse pek ilkeli bir avcılık olmasa da av bedelini cezalı ödeyebileceğimi söyledim. Kılavuzumuz anlayışlı birisiydi. Bende babayım ben olsam da aynı şeyi yapardım dedi. Ama öğleye kadar çok uğraşmamıza rağmen Mehmet’e bir tüfek attıramadık. Mehmet hakkını kullanınca tüfeği Kerim aldı. Ancak akşamüstü Kerim beşli bir teke vurabildi. Güver uçurumuna gelip avımızın kaydını yaptırıp Ahmet Uğurlu’yu beklerken bir telaşla Ahmet Uğurlu çıkageldi. Arkadaş bu telaşın nedir demeye kalmadan yetkili şefe yaklaştı, şefim ben büyük bir kaza yaptım dedi. Başta ilgili bölge şefi, orada bulunan herkes merakla Ahmet Uğurlu’nun ağzına bakakaldık. O kelimelerini seçerek konuşmasını sürdürdü. Biz dedi kılavuzumla avlanırken bir teke gördük. Tekeye yaklaştık. Ben bir tüfek attım. Teke kayayı döndü kaçmaya başladı. İkinci tüfeği attım. Teke bir sendeledi hala kaçmaya çalışıyor. Bende üçüncü kurşunu yetiştirdim. Teke düştü. Kılavuzumla koştuk vardık. Ne görelim aynı yaşta birbirinin tıpkısı üç tane teke. Meğer ben aynı tekeye değil ayrı tekelere kurşun atıyormuşum. Heyecandan fark edememişim. Oradaki insanların üstündeki kaza kelimesinin yaratmış olduğu rahatsızlığın yerini rahatlamanın aldığını fark etmekte gecikmeyen Ahmet Uğurlu, şefim benim cezam neyse razıyım diyip sözünü bitirdi. Şef ne desin olmuş Ahmet bey bende kaza kelimesini duyunca korkmuştum. Av bedellerini cezalı öndersiniz bir sorun olma diyince Ahmet Uğurlu’nun yüzü aydınlandı. Avların kaydını yaptırıp dönerken kendine has esprili tavrıyla ne yapayım arkadaş tekeleri görünce dayanamadım diyen Ahmet Uğurlu üç tekeyi üst üste yığmıştı. Alanya’ya dönünce de tekelerin trofelerini çıkarıp benimde senin av müzende bir hatıram olsun diyerek trofeleri bana getirmişti. Şimdi onun anısını yansıtan üç trofe ayrı köşelerde av müzemi süslemektedirler.
DEVAM EDECEK