Ustanın dükkanında dekoratif sergilediği antika bir ördek topu ile bir İngiliz yapımı çift kırma yivli tüfek hemen dikkat çekiyor. Bu parçalara dikkatli baktığımı gören usta tüfekler hakkında bizi aydınlatıyor. Ördek topunun Osmanlı...
Ustanın dükkanında dekoratif sergilediği antika bir ördek topu ile bir İngiliz yapımı çift kırma yivli tüfek hemen dikkat çekiyor. Bu parçalara dikkatli baktığımı gören usta tüfekler hakkında bizi aydınlatıyor. Ördek topunun Osmanlı döneminden gümüş savatlı bilezikleriyle eşsiz bir antika olduğunu, çift kırma yivli tüfeğinde İngilizlerin her şeyde titiz ve şüpheci oldukları için tüfeğin mekanizmasının çalışmama durumuna bir alternatif olarak, çifte olarak yaptıklarını, çok tehlikeli durumlarda bu tüfeklere müracaat edildiğini bize anlatıyor ve ekliyor. Benim çalışma usulüm aletle değil, yapacağım parçalar tamamen elde eğeden çıkacak. Burada sıkılırsanız gidip İstanbul’u dolaşın. Zaman zaman bana telefon edip sorun. Ben bitirince de gelip alırsınız. Şimdilerde olsa cep telefonuyla her dakika irtibat sağlanırdı. Bu arda Alanya’daki ustanın usulünü ustaya anlatıyoruz. Kendine has mütevazi tavrıyla gülüyor usta. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Kimseyi küçümsemeyelim. Adam başka bir usul bilmiyorsa düz mantık yapacağı iş odur. Benim usulüm atadan öğrendiğim lehim usulüdür. Namlu en küçük bir eye darbesi bile görmez ve deforme olacak kadarda ısıtılmaz. Ustadan ayrılıp arkadaşların ziyaretini yapıyoruz. Kimseyi rahatsız etmek istemesekte o gece Diran’la mimar Ahmet bizi bırakmıyorlar. Diran’ın Suadiye’deki babadan kalma mustakil köşkünde ağırlanıyoruz o gece. Bir gün sonra ikindiye yakın Turgut Usta’ya açtığımız sekizinci telefonda artık gelebilirsiniz sösüyle heyecanlanıyoruz ve tekrar Küçükpazar’ın yolunu tutuyoruz. Turgut Usta çok estetik ve çok fonksiyonel bir gez ve arpacık yapmış. Her ikisi de hem sağa sola, hem öne arakaya hareket edebiliyor. Kaba ayarını da yapmış. İnce ayarınıda siz atışlarla yaparsınız diyor bize. Bunun üzerine ustaya borcumuzu şu ifadelerle soruyorum. Ustam, bizim için yaptığın fedakarlığın, çıkarttığın şu işin değerinin ölçü birimini insanlar henüz keşfedebilmiş değiller. Bende bunu karşılayabilme iddiasında değilim zaten ama rica etsemde bizi borçlu göndermesen çok iyi olur. Borcumuzu söylersen bizim şu mutluluğumuza mutluluk eklersin. Benim bu sözlerimiz karşılında ustanın cevabı şaşırtıcı. Türkiye denen devletin Antalya ilinin Alanya’sından kalkıp, benim adıma buraya kadar gelip beni onurlandırdınız. Şimdi sizden şu kadarcık iş için parada alsam ayıp etmiş olmaz mıyım. Ahmet’le ağızlarımız bir karış açık birbirimize bakarken ustam rica ederim bizi borçlu gönderme diyip cebimden çıkardığım çok sıfırlı banknotlardan bir demeti ustanın önüne koyuyorum. Usta paraların arasından en küçüğünü seçip benim hakkım bu kadar bundan fazlasının üzerinde ısrar ederseniz kırılırım diyor. Biz çaresiz ustayla vedalaşıp helalleştikten sonra tüfeğimizi kılıfına koyup havaalanının yolunu tutarken avcılığın öğretisinin bitmeyeceğine bir daha şahit oluyorum.
DEVAM EDECEK