Nihayet akşamüstü on iki dişi ve oğlakla bir teke gördük. Hayvanlar yemlenmişler, akşamı geçirmek için düneğe gidiyordu. Bunlar dedi Delibaş, tepe dağa gidiyorlar. Çabuk hareket edersek önlerini keser tekeye bir tüfek atabiliriz. Hemen...
Nihayet akşamüstü on iki dişi ve oğlakla bir teke gördük. Hayvanlar yemlenmişler, akşamı geçirmek için düneğe gidiyordu. Bunlar dedi Delibaş, tepe dağa gidiyorlar. Çabuk hareket edersek önlerini keser tekeye bir tüfek atabiliriz. Hemen kendimizi bir kapanağa atıp arazinin müsaade ettiği kadar hızla tırmandık. Hayvanların geçme ihtimalini hesapladığımız yere gelince vakit geçmişti. Hayvanlar bizden önce geçmişlerdi. Zaten havada kararmıştı. Cep fenerlerimizin yardımıyla Delibaş’ın öncülüğünde paldır küldür Delibaş’ın davar sayvandına geldik. Orada Delibaş’ın büyük oğlu Alaaddin ve yardımcısı vardı. Onunla da tanıştık. Hoşbeşten sonra davar sayvandının bir köşesinde insanlar için ayrılmış bölüme yerleştik. Defne yaprakları döşenmiş özel konutumuzda defne yaprağının aromatik kokusu kara keçi kokusuyla karışmıştı. Birden gözden kaybolan Delibaş göründüğünde bir erkeci kesmiş, etini omuzlamış geldi. İbrahim çorba yaparken Delibaş’ta sedir ağacının dalına astığı hayvanın sırtından etler çıkarıp özenle hazırladığı şişlere dizdi. Altı kişi yine Torosların zirvesinde ziyafet sofrasına kurulduk. Yemekten sonra çay içerken avlığın içindeyiz sabah acele etmeyelim. Bugünkü hayvanların hareketlerini buradan dürbünle takip ederiz. Onların yapacağı üç şey var. Ya bugünkü çıktıkları yerden aşağı dökülecekler, ya köy tarafından aşağılara sarkacaklar, ya da dağın içinde kalacaklar. Sabah hareketlerimizi onlara göre yaparız diyordu Delibaş. Çeşitli av sohbetleriyle uykuya vardık.
Sabah uyanınca Delibaşı sayvanttan çıkmış, Tepedağ’ı dürbünlerken gördüm. Sabah ayazından ürperen vücudumu korumak için parkamın fermuarını çekip bende yanına geçtim. Tepedağ Torosların değişik bir dağıydı. Dağın şu bulunduğumuz yere kadar olan yükseltisi insanın zar zor yükselebileceği şekildeydi. Bizden sonra duvar gibi yükselen dağ sanki bir sarplık, diklik abidesiydi. Ancak arkasından dolaşılarak doruklarına ulaşılabiliyordu.
Daha dedi Delibaş. Seninkiler oradalar. Fazla hareketlenmediler. Şu karlı yerlere dürbünü tut göreceksin. Dediği yeri ararken hayvanları bende gördüm. Dağın bu yamaçları karın bile tutunamayacağı kadar dikti. Ara ara karlı yerlerde yavaş yavaş hareketlerle yemleniyorlardı hayvanlar.
Bu arada Delibaş’ın karakeçilerine takıldı gözüm. Üstlerine yağan çiğ yer yer tüylerinin üstünde buz tutmuştu. İsteseler kapalı yere girip bu soğuktan kurtulabilirlerdi ama onlar bu sert hava koşullarında bile özgürlüğü seçecek kadar semiz ve sağlıklıydılar. Sabah olup her yerin ışımasına rağmen kalkıp yemlenmiyor, yatıp gevşemeyi tercih ediyorlardı.
DEVAM EDECEK