Süleyman benim işareti gördüğünde kurtların uluma seslerinide duymuş. Hiçbir şeyden şüphelenmeden manara gelip beni bulamayınca aklına en kötü şeyler gelmişti. O işaretlerden sonra gece geçtiğimiz yer diyip Bucak Çökelesi tarafına...

Süleyman benim işareti gördüğünde kurtların uluma seslerinide duymuş. Hiçbir şeyden şüphelenmeden manara gelip beni bulamayınca aklına en kötü şeyler gelmişti. O işaretlerden sonra gece geçtiğimiz yer diyip Bucak Çökelesi tarafına geçtiyse bu aç kurtlar onu yerler. Sabah bizde tüfeğiyle ancak avcı botlarını buluruz. Tüfeğin askısını bile kan kokusuna yerler diyip ağlıyordu.
Cemal Toros’da ben size ne dedim. Herkes yanında götürdüğü arkadaştan sorumlu olacak onunla beraber dönecek demedimmi diyince Süleyman hepten suçlanmış ve kötü olmuştu. Arkadaşım dedim. Bak ben buradayım. Hadi yüzünü yıka kendine gel. Her şey geçti. Hepsi geride kaldı.
Bu arada Süleyman’ın çardağa getirdiği tekeden et çıkaran Yusuf ile Hacı şişleri yapıyorlardı. Hayri emmi Süleyman’ın torbada ciğerde var sözüyle harekete geçip ciğer sote yapmaya başlamıştı. Çok geçmeden yine yer sinisinin etrafında zengin softamızın önünde dizildik. Rakıların ikinci kadehi boşalınca herşey unutulmuştu. Bir gün sonrası için planlar yapılıyordu. Uykusu gelen uyuyor, içen içiyor, yiyen yiyor, orada hiçbir maddi çıkar gözetmeyen insanlarla sevginin, saygının, paylaşımın lezzetini alıp mutlu oluyorduk.
Sabah biz yine Süleyman ile ayrıldık. Bu sefer Bucak Çökelesi’nden Dim Alacami Köyü’nden inen yolakadan geçtik. Düldül’ün kayalıklarının önündeki gözekten kanyonu dürbünlerken tekeleri çok aşağılarda kanyonun alt kısımlarında gördük. İşçlerinde çok büyük bir teke yoktu ama genç irileri vurulabilirdi. Biz nereden yaklaşabilirizin hesabını yaparken aynı hayvanlara peşpeşe silahlar patlamaya başladı. Beşi saydık, silah sesleride durdu. Duran silahın sesleri uzun zaman dağdan dağa çarpıp yankılandı. Silah atılıpta vurulmayan tekeler ve yanındakiler çeşitli açılara uçar gibi dağılıp gittiler. Bize sakal altı gelen avcının kim olduğunu, ne yapıp yapamadığını göremedik ama Süleyman tahmin yürüttü. Bu kadar seri tüfeği bu dağlarda ya bizim Hacı atar, ya Cemal Toros, yada Mustafa Zavlak.
Hacı Hayri emmiyle ayrıldığından onlar buralara inmemişlerdir. Mustafa Zavlak’ın da ineceğini tahmin etmiyorum. O zaman bu tüfeği atan Cemal Toros’tur ve de tekelerden an az üçünü dördünü mıhlamıştır diyordu Süleyman.
Bu tüfek seslerine buranın işi bitti. Burada av kalmamıştır. Seni yormayayım. Dünkü gibi düz ayal etrafı dürbünleyerek geri dön. Dün akşamki beni beklemediğin boğazda bekle. Ben kehe çıkıp oradan dolaşayım. Süleyman’ın bu sözlerinden sonra hafif bir şeyler yiyip birbirimize rastgele dedikten sonra ayrıldık. Süleyman’ın dediği gibi etrafı dürbünleyerek ağır ağır telaşlanmadan devam ettim. tam Sarının Suyu’na çıkarken dün sabah geçtiğimiz kehin alt tarafında iki oğlaklı bir keçiyle girdi dürbüne. Oğlaklarla teke yemleniyor, keçi etrafı gözetliyordu. Üstünden yaklaşıp tüfek atılabilirdi. Çok ciddiye almamakla beraber kehe çıktım. Hayvanların üstünü doğru tahmin etmişim. En fazla elli metre önümdeler. Tüfeğin dürbün kılıfını sıyırdım. Tüfeği önümdeki taşa sürerken taştan kopan nohut kadar bir parçanın yere düşmesiyle hayvanlar anında yok oldu.
DEVAM EDECEK