Günümüzde ahlaki değerlerin adeta ayaklar altına alındığı, kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı karanlık bir dönemden geçiyoruz. Müge Anlı gibi işini ciddiyetle yapan ve toplumsal fayda sağlayan isimleri tenzih ederek söylüyorum; bazı kanallar sanki gizli bir el tarafından talimat almışçasına, nerede ahlaka aykırı konu varsa onu ekranlara taşıyor.

İş artık o kadar vahim bir boyuta ulaştı ki; gerçek konu bulamadıklarında "cast" ajanslarından oyuncu getirip kendi yazdıkları ahlaksız senaryoları stüdyolarda oynatıyorlar. Kafasının içinde azıcık beyni olan her izleyici, bu kurgulanmış rezilliklerin Türk aile yapısına nasıl zehirli bir "örnek" teşkil ettiğini kolayca anlayabilir. Bu sadece bir reyting yarışı değil, adeta toplumsal bir yıkım projesidir.

​Elbette kimse "sütten çıkmış ak kaşık" değildir; ancak birkaç ahlaksızın ve kurgulanmış hikâyelerin yarattığı çürümeyi tüm ülkeye mal edemeyiz. Bugün eşlerin birbirini aldatırken "Sen yaptın, ben de yaparım" mantığıyla hareket etmesi, sadece derin bir cehaletin değil, planlı bir yozlaşmanın sonucudur. Belki de asıl hedef, aile bağlarımızı kopararak ülkemizi içeriden çökertmektir.

Ancak şunu unutmasınlar: Türk toplumu öyle kolay yıkılmaz! Üç beş kendini bilmezin yarattığı kurgularla bizim kadim örf ve adetlerimiz bozulmaz. Cumhuriyetimizin bize verdiği özgüven ve medeniyet mirasıyla bizler her zaman ahlaklı bir millet olduk ve öyle kalacağız. Bu saldırıya karşı en büyük kalkanımız ise yine kendi içimizdeki şeffaflıktır. Eşlerinizden hiçbir şeyi saklamayın. Başınıza kötü bir durum gelse dahi bunu ilk olarak hayat arkadaşınızla paylaşın. Dürüstlük ve şeffaflık sağlandığında, ekranlardaki o sahte ve kirli dünya evlerimizin içine sızamayacak; toplumumuz yeniden sağlam temeller üzerinde yükselecektir.