Bugünün dünyasında verilen kavganın nedeni, ayrıcalıklı olmak. Ayrıcalıklı olabilmek için de, gücü ele geçirmek şart. İnsan, yaradılışı icabı, bencil aynı zamanda tatmin olmak bilmeyen bir oburdur. İnsanın ilk oluşumundan bu yana...

Bugünün dünyasında verilen kavganın nedeni, ayrıcalıklı olmak.
Ayrıcalıklı olabilmek için de, gücü ele geçirmek şart.
İnsan, yaradılışı icabı, bencil aynı zamanda tatmin olmak bilmeyen bir oburdur.
İnsanın ilk oluşumundan bu yana geçen tarihi süreci derinliğine incelediğinizde, bütün kavgaların ve savaşların temel nedeni güç gösterisi, güçlü olma, gücü bir biçimde ele geçirme ihtirasından başka bir şey olmadığı görülür.
Anadolu insanının hangi süreçlerden geçtiğini, hangi medeniyetlerin ve güçlerin hakimiyeti altında yaşadığına baktığımızda, bu topraklarda, bir sürü medeniyetin hakimiyet kurduğunu, bir sürü gücün egemenlik kurduğunu görebiliyoruz.
Vatan millet aşkıyla yanıp tutuştuğunu iddia eden büyük başların önemli bir bölümünün, ülkeye ve ülke insanına hakimiyet kurma aşkıyla yanıp tutuştuğunu anlamak için kahin olmaya gerek yok.
Bugünkü Türkiye’de, her alanda bir kutuplaşma söz konusu.
Bu kutuplaşmanın doğal sonucu olarak da, cemaatleşerek yeni siteler oluşurken, semtsel ve bölgesel birliktelikler gündemde.
Kendi hegemonyasını sürdürmek isteyen güçler, farklı yapılanmalar, siyasi, sosyal hatta ekonomik anlamda farklı açılımlarla, ülke ya da yerel yönetimlerde etkin ve ayrıcalıklı olma çabası içine girebilmekteler.
Türkiye’deki cemaatleşme salt dinsel, mezhepsel hatta tarikatsal anlamda da değil.
İdeolojik, sınıfsal, siyasal hatta mesleksel ayrışmalar gündemde.
Altan’ın dediği gibi, saray içindekiler ve dışındakilerin savaşı, salt sarayı ele geçirebilmek.
Sarayı elinde tutanlar, saraya diğer güçlerin girmesini engellemeye çalışırlarken, saray dışındakiler de, içeri girip, içerdekileri dışarı atıp, sarayın nimetlerinden yararlanma kavgasını vermekteler.
Siyasilerin hem yerelde hem de geneldeki iktidar kavgası, bir anlamda, sarayı ele geçirmek ve iktidar nimetlerinin önemli bir bölümünü kendisine ayırmak arta kalanı da, yandaşlarına aktarmaktan başka bir şey değil.
Seçkinlerin ve elitlerin bu büyük rant kavgasında, taraf tutan gariban halk yığınları da, bu rant paylaşımından biraz olsun pay koparabilmenin hesabı içinde, militanca mücadele etme saçmalığı içindeler.
İşin çok daha komiği, bu rant kavgasından haberi olmayan, kişisel en küçük maddi hesabı olmayan, sadece bu siyasi yarışta futbol takımı tutar gibi bir partiyi tutup, tutuğu parti kazanınca bayram edip, kaybedince de, ağıtlar yakan, kazanana da düşman olan beyinler var!
Tarihi sürece bakıp, yaşadığımız dönemlere şöyle bir göz atarsak, bir sürü insanın, siyaset sahnesine ilk adım attıklarında neyken, bugün ne olduklarına, dün sıfırken, bugün hanlar hamamlar yapabildiklerine baktığımızda, kimlerin vatan ve millet için, kimlerin de cep için uğraştığını görebiliriz.
Dürüst siyasilerin hep kaybetmesinin, uyanıkların ise hep kazanmasının altında yatan gerçek ne olabilir?
Hukukun üstünlüğü diye diye, tarih boyunca, üstünlerin hukukundan ve onların keyfiliğinden bir türlü kurtulamadık.
Egemen güç, her şeyi kendine göre dizayn ediyor.
Yıllarca, demokrasiyle ilgisi olmayan, salt laik cumhuriyete odaklanmış, ittihatçı geleneğin vesayeti altında bocalayıp durduk.
Bu çıkar ve rant kavgası dün böyleydi, bugün de böyle, yarınlarda da böyle olacağı benziyor!
Yarınlarda, hukukun üstünlüğüyle birlikte, demokrasinin nimetlerinden millet olarak, tam anlamıyla yararlanma imkanına mı kavuşacağız yoksa, bir başka üstünlerin hukuku ve yepyeni bir egemenin insafına mı kalacağız?