Türkiye bugün dünya ile yarışıyor. Boru değil. Bu büyük bir başarı… Bu başarı millet olarak bizim eserimiz. Bu başarıya siyasi kaygılarla gözlerimizi kapatamayız. Bunu küçümseyip yok saymaya kalkma saçmalığı içine giremeyiz! Osmanlı,...

Türkiye bugün dünya ile yarışıyor.
Boru değil.
Bu büyük bir başarı…
Bu başarı millet olarak bizim eserimiz.
Bu başarıya siyasi kaygılarla gözlerimizi kapatamayız.
Bunu küçümseyip yok saymaya kalkma saçmalığı içine giremeyiz!
Osmanlı, Anadolu’daki Türk beyliklerinin önemli bir bölümünü kılıç zoruyla ele geçirdi.
Osmanlı'da devşirmeler önemli görevlerde bulunuyorlardı.
Anadolu halkının genç kesimi savaştan savaşa sürükleniyor, yaşlılar ise tarımla uğraşıyor, kıt kanaat geçiniyordu.
Ülkeler fethediliyordu ama Anadolu insanına bir katkısı olmuyordu.
Bu nedenlerden dolayı da, Anadolu’da yaşayanlar sanattan, ticaretten hatta bir meslek sahibi olmaktan çok uzaktılar.
Daha düne kadar, yani bundan elli yıl önce, Anadolu’da, inşaat ustası, terzi, berber ve diğer meslek ve ticaret erbabı hep azınlıkların elindeydi.
Ermeni, Rum ve Musevi vatandaşlardan öğrendik biz bu meslekleri.
Biz, tarımla uğraşan köylülük çizgisinde vasıfsız tembel bir toplum olarak görülürken, sanayileşme ile birlikte meslek edinmeye, ticareti öğrenmeye başlayınca çalışmanın ne olduğunu anladık.
Sanayileşme ve hızlı kentleşmeyle birlikte, okullaşmayla eğitilen, meslek sahibi olan insan sayımız hızla artarken, bu sefer de, ihtiyaçların çeşitlenmesi karşısında, çok daha fazla kazanmak için bir biriyle yarışan bir halk haline geldik.
Rahmetli Özal’la birlikte dünyaya da açılarak dünya ile rekabet eder hale geldik ve bunda da başarılı olduk.
Dünlerde içe kapanmış bir Türkiye’den bugün dünya pazarlarına yelken açmış bir Türkiye noktasındayız.
Dün, meydanlarda, “Bağımsız Türkiye” lafını ederek yeri göğü inletirken, küresel aktörlerin her dediğini koşulsuz kabullenmenin ezikliği içinde bocalarken bugün, dünya devleriyle aynı koşullar içinde ilişkilere girebiliyor, gerektiğinde onlara kendi tezlerimizi kabul ettirip ülke çıkarlarımızı koruyabiliyor, İslam ülkelerindeki yığınların önderi haline gelerek, ülkemizde ürettiğimiz ürünler bu ülkelerde pazarlanabiliyor, dünyanın dört köşesinde müteahhitlerimiz, çok ciddi yatırımlara imza atabiliyor.
Türkiye’nin ve Anadolu insanının yıldızı parlıyor.
Dün bir iki milyar dolarlık ihracatın peşinde koşarak, 70 sentlere muhtaç Türkiye’den bugün, Anadolu’nun gariban halkından oluşan beyinler, sadece Gaziantep, Kayseri, Konya, Denizli, Bursa ve benzeri illerde bırakın iç piyasayı, dışa dönük ihracat kapasitelerini, milyar dolarlara çıkarmış durumdalar.
Koyun sürüsü diye küçümsenen bu insanlar dünya devleriyle yarışıyor, Türkiye’ye katma değer kazandırıyorlar.
Bizim o, kendilerini aydın zanneden beyinler ne yapıyorlar?
Sırça köşklerinde yoksulluk edebiyatı ve laik cumhuriyet lafazanlığıyla, darbe şakşakçılığı yaparak, Türk ordusunun salt siyasete odaklanması için olmadık tezgahlar kurarak, demokrasiyi ortadan kaldırmanın yollarını arıyorlar.
Bu bir komplo teorisi değil.
Bu bir gerçek.