Büyükşehir Yasası'nın hangi projenin ürünü olduğu, kentleri nasıl etkileyeceği ne yazık ki halka yeterince anlatılamamıştı. Hoş, halkın, kendisine yapılan uyarıların ne kadarına kulak asacağı da tartışılırdı ya! Sonuçta,...
Büyükşehir Yasası’nın hangi projenin ürünü olduğu, kentleri nasıl etkileyeceği ne yazık ki halka yeterince anlatılamamıştı. Hoş, halkın, kendisine yapılan uyarıların ne kadarına kulak asacağı da tartışılırdı ya! Sonuçta, yerel seçimler sonrasında yasa yaşama geçti…Evdeki hesap çarşıya uymayınca yani büyükşehir Antalya ve “küçükşehir” Alanya’daki siyasi otorite aynı çizgide buluşmayınca, büyük biraderle nasıl “bütünleşileceği!”soruları gelmeye başladı. Aslında sorunun çözümü konusunda gelin ve güvey olanlar başkalarıydı. Konunun asıl tarafları beklemeyi tercih etti. Büyükşehir yönetimi kısa süre sonra alternatif planları uygulamaya koydu ve Alanya için “koordinatörlük” görevini ihdas ettiğini basın aracılığıyla duyurdu.AKP, yerel basını öylesine iyi kullanıyordu ki, kimse 5216 numaralı Büyükşehir Yasası’nda koordinatörlük diye bir görevin olup olmadığını tartışmadı bile. Yasanın 20. maddesinde nüfusu iki milyonun üstündeki yerleşimlerde, üniversite mezunu olmak kaydı ile on adet “danışman” ihdas edilebileceği belirtilmişti; koordinatör değil… Danışmanların kadroları da belediyeye bağlı şirketler ya da taşeronluk hizmeti veren firmalarca sağlanabilecekti…Gelişmeler böyle; gelelim geleceğimize… Büyükşehir Yasası’nın halkın iradesinin, isteklerinin yukarı doğru iletileceği bir “yerinden yönetim” sistemi değil, tam tersine merkezi otoritenin kararlarının egemen kılınacağı bir yapı oluşunu halkın bizatihi kendisi onaylamış olmalı ki, sandığa böyle yansıttı. Sadece bir oy hakkı olan her Alanya bireyi gibi, yaşanan gelişmeler konusunda söylenebilecek çok sözümüz yok. Ama şimdiden uyarmakta yarar görülen konular var…Seçilmiş bir iradenin yanı sıra, ona paralelmiş gibi(!) çalışan atanmış bir yapı ve şehirdeki devlet otoritesinin toplamıyla çok başlı olduğu izlenimi veren bir yönetim, fırsat kollayıcıların işine gelebilir. Görev tanımının iyi yapılmaması ve eşgüdüm içinde çalışılmaması yetki kargaşasından ziyade, birilerinin kestaneyi ateşten almak için maşayı bırakmasına neden olabilir. Bu elini ateşten sakınma hali Kırık Camlar Teorisinde bahsedilen, o yörede bir denetimsizlik, başıboşluk olduğu algısını uyandırabilir. Çok kırılgan olan turizm, özellikle de güven sorunu için bu bir engel olur…İkincisi; bu günlerde yerel basında ilk önce dillendirilip, sonradan istimi arkadan gelen(!), deprem ve kentsel dönüşüm konusudur. Geleneksel kazanç türleri olan turizm ve tarım ile, siyasi iktidarların vazgeçemeyecekleri bir rant alanı barındırmayan Alanya, acaba kentsel dönüşüm gerekçesiyle büyük bir şantiyeye mi döndürülmek istenmektedir? Büyükşehir, gelişme adına daha önce örneklerini Antalya’da sergilediği furya için Alanya’yı mı gözüne kestirmektedir? Kendisine engel olabilecek seçilmiş iradeyi, önceden hazır tuttuğu böyle bir by-pass yöntemiyle mi geçmeyi planlamaktadır?Her ne olursa olsun, büyük ranta dayalı; çevresel değerleri, doğayı, dolayısıyla turizmi yok edecek inşaat odaklı bir büyümeye ve bu yönde düşünenlerin şehri şekillendirmesine karşı olmalıyız. Umarız, adı geçen “eşgüdüm”, şehirde huzurlu ve kaliteli bir yaşamı bize sunmak için planlanmaktadır…