Bizim ülkemizde, tarih boyunca, ortaya bir şey koymaya çalışanlara dönük 'İSTEMEYÜKCÜLER” hep olmuştur. 1. Boğaz Köprüsü'ne de karşı çıktık. Gerekçelerinden birisi de, 'Fırat'ta köprü yokken, boğaza köprü mü...
Bizim ülkemizde, tarih boyunca, ortaya bir şey koymaya çalışanlara dönük “İSTEMEYÜKCÜLER” hep olmuştur.
1. Boğaz Köprüsü'ne de karşı çıktık.
Gerekçelerinden birisi de, “Fırat’ta köprü yokken, boğaza köprü mü yapılır?” idi.
Ne kadar komik değil mi?
Fırat çevresindeki köylüler düşünülerek, toplumcu bir bakış açısıyla Boğaz Köprüsü’ne karşı çıkılırken, bu köprüden herkesin hatta Fırat çevresinde yaşayanların da geçeceği göz ardı edilmişti.
Çok daha vahimi, köylere yol yapmanın, elektrik getirmenin, kırsal kesimde yaşayan halkın büyük sermaye tarafından sömürülmesi anlamına geldiği iddialarında bulunulmuştu.
Yol yapılırsa Koç otomobil satacak, köye elektrik giderse beyaz eşya ile halk soyulacak.
Dün, karayolları yapımına karşı çıkarken, demiryolu yapılmamasını eleştiriyorduk.
Şimdi, hem demiryolu yapılıyor, hem de hızlı tren seferleri gündeme geldi.
Buna da ‘Tehlikeli’ diye karşı çıkıyoruz.
Gökdelenlerin yapımına da çevrecilik adına karşı çıkarken, az katlı yan yana binaların arazi savurganlığıyla birlikte, çevrenin nasıl katledildiğini ve gecekondu kültürünün ne denli çirkin olduğunu göremiyoruz bile.
Süratten, yükseklikten ve çağdaş teknolojiden ürker olduk.
Ta Osmanlı'dan bu yana hayal edilmiş ama kaynak yokluğundan bir türlü hayata geçirilememiş, “Kanal İstanbul” gibi çılgın bir projeye de türlü gerekçelerle karşı çıkanlar var.
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması'ndaki Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne aykırıymış.
Kanal yapılınca, Boğazlardan geçmek yasaklanmayacak ki.
İsteyen Boğazdan isteyen de kanaldan geçecek.
Kanal daha güvenli ve kolay bir geçiş güzergahı olduğunda, kimse Boğazdan geçmeyecek.
Olay bu kadar basit.
Bu projeye de çevreciler karşı çıkıyor.
Doğa katledilecekmiş.
“Kuş uçmaz kervan geçmez” denilen bir güzergah yeniden değerlendirilip, insanlığın hizmetine sunulacak.
İnsanlar buraları çok daha güzelleştirip yeşillendirecek verimli bir hale getirecek.
Rant konusuna gelince, atıl vaziyette duran bu çalı çırpıyla dolu mekanlar değerlendiğinde kamuya ait alanlar değerlenecek, vatandaşa ait bölümü de kıymetlenince devlet buradan vergi toplayacak.
Bu büyük projede insanlar çalışacak, işsizler iş bulacak.
Alanya’da da Gold City ve Ütopıa World’un bulunduğu tepeler atıl bir vaziyette çalı çırpıyla kaplı öylece duruyordu.
Bugün bu iki tepede, Alanya’nın en lüks iki tesisinin ihtişamı karşısında herkes hayranlık duyuyor ve hem Alanya hem de ülke ekonomisine ciddi katkı sağlanıyor.
Bu büyük ve ciddi yatırımların yapılması aşamasında da, çevrecilik adına bu iki esere de karşı çıkanlar olmuştu.
Belki de bu karşı çıkanlardan birkaçı bugün buradan ekmek yiyor da olabilir!