İnsanoğlu hayal ederek yaşar. İstisnasız hepimiz, her yaşta çok farklı hayaller kurmakla meşgulüz. Bir anlık da olsa, hayal kurarak mutlu olmanın bir zararı olmadığı gibi, masrafı da yok. Hayalimizde de olsa zengin olmanın, kral, şah, padişah...

İnsanoğlu hayal ederek yaşar.
İstisnasız hepimiz, her yaşta çok farklı hayaller kurmakla meşgulüz. Bir anlık da olsa, hayal kurarak mutlu olmanın bir zararı olmadığı gibi, masrafı da yok. Hayalimizde de olsa zengin olmanın, kral, şah, padişah olmanın, dünya güzeli bir sevgiliyle sarmaş dolaş olmanın ne zararı olabilir ki? Yanlış olan, olmayacak hayallerin peşine takılarak, hayatın gerçeklerinden uzaklaşıp, hayatı kendimize zehir etmektir.
Bakın Joubert ne demiş, “Hayali kuvvetli olan ama bilgisi olmayan kimsenin kanatları vardır. Fakat ayakları yoktur”.
Çocukluğumuzla gençliğimizde, bir sürü hayalin peşinde koşup durmuşuzdur. Kimini yakalarken, kiminde de hayal kırıklığı yaşamışızdır.
Kuşkusuz hayal kurmak, hepimizin vazgeçilmezlerindendir. Siyasetçiler, özellikle de belli ideolojilerin beyin takımı, insanların bu özelliğinden hatta zaafından yararlanırlar.
Bu konuda Napolyon, “İnsanlar, hayal güçleriyle idare edilirler” demiş.
Demek ki bir bireyi ya da toplumu, belli bir amaç doğrultusunda bir araya getirip yönlendirmek ve yönetmek istiyorsan, onların hayal dünyasına hitap etmen gerekir.
İdeolojik ya da siyasi anlamda marjinal yapıların hepsi, özellikle genç beyinlerin hayallerini kurgulayıp onları istedikleri çizgiye taşıyarak birer robot haline getirirler.
Gençlik enerjiktir, adı üstünde deli kanlıdır. Gözü karadır.
Anası babası sayesinde asalak bir biçimde yaşar. Bu yüzden de hayata karşı bir sorumluluğu yoktur.
İdealisttir.
Vatan ve millet sevgisiyle sarmaş dolaştır.
Birilerinden bir biçimde birçok şey öğrenmiştir. Bilgi çıkını boş, kendine özgü düşünce biçimi ise sınırlıdır.
Bilgiye açtır.
İşte, bu açlık nedeniyledir ki önüne çıkan her davulun sesine kapılıp oynamaya kalkabilir.
Terör örgütlerinde yer alan militanların önemli bir bölümünün beyinleri, belli hayaller kurdurularak bu şekilde yıkanıp ölmeye ve öldürmeye şartlandırılmıştır.
Halbuki başkalarının düşüncelerine göre hareket edeceksek o zaman kendi düşüncelerimizin ne anlamı kalırdı ki?
Hepimiz gençliğimizde, birilerinin bir biçimde bize dayattığı şeyleri hiç sorgulamadan doğru olarak kabul edip, bu yolda bazı maceralara yelken açmışızdır.
Bu, aileden, çevreden, eğitimden veya eğitimciden kaynaklanıyor olabilir.
Buradaki yanlış, özellikle de gençliğimizde, her öğretinin doğru ya da yanlışlığını sorgulamadan, araştırmadan ve de tartışmadan kabul etmemizden kaynaklanmaktadır.
“Bir düşünceye takılıp kalma. Gerçeği bir düşünce aydınlatamaz”
Öyleyse her bir birey, sürü içgüdüsünü yenip, her anlamda özellikle de düşünsel arayışlarında kendi kendinin efendisi olma yolunda çok kararlı bir biçimde yürürse, toplumsal olarak da özgürce düşünme yetisi tavan yapmış bir toplumu oluşturur. Böylece ne kimseyi tabulaştırır ne de kendi yarattığı bu tabulara tapınır! Yani böylece sürü olmaktan kurtulur, özgür bir birey ve de toplum olma başarısını yakalarız.
Siyasi yapıların fanatik yandaşlarına bir bakın.
Hepsi aynı şeyleri papağan gibi tekrarlayıp dururlar.
Partilerin tavanını bırakın, tabanda yer alan yandaşlardan bir AKP’liden, CHP’liden, MHP’liden, BDP’liden farklı bir şey duyuyor musunuz?