12 Haziran'da sona erecek seçimin ülkemiz ve insanımız için ne kadar önemli olduğu hususunda kimsenin en küçük ne şüphesi, ne de endişesi var. Çünkü, biliyoruz ki, 13 hazirandan hemen sonra, 1982 tarihli, askerlerin oluşturduğu, tamamen...

12 Haziran’da sona erecek seçimin ülkemiz ve insanımız için ne kadar önemli olduğu hususunda kimsenin en küçük ne şüphesi, ne de endişesi var. Çünkü, biliyoruz ki, 13 hazirandan hemen sonra, 1982 tarihli, askerlerin oluşturduğu, tamamen devleti ön plana çıkaran, bireyin hak ve hukukunu ikinci plana iten mevcut anayasanın değiştirilmesi yani dizayn edilmesi işi ele alınacaktır. İnsanı öne çıkaran, demokrasiyi pekiştiren, ekonomik yatırımların önündeki engelleri kaldıran ve bu benim anayasam diyebileceğimiz yeni anayasa yapılacaktır. Bunun için istikrarlı ve güven verecek bir iktidarın bu seçimde meclise girmesi esastır. Ancak, şu son günlerde birilerinin iç ve dış mihraklardan destek ve cesaret alması neticesinde, bazı il ve ilçelerimizde canımızı acıtacak olayları başlatacakları istihbar edilmektedir. Hatta, bazı olaylar başlatılmıştır bile. Fakat, bu gibi olayların demokrasiye ve huzurumuza kast ettiğini görmeyen veya görmek istemeyen bazı basın kuruluşlarımızın maalesef bu tutum ve davranışlarını anlamakta güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim. Hakkari ilimizde bir hoca efendi sabah namazından evine dönerken silahlı saldırıya uğramış ve şehit edilmiştir. Yine Hakkari’de iki polisimiz gaddarca şehit edilmiştir. Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın Kastamonu mitinginden dönen ve içinde koruma polisimizin bulunduğu otoya Ilgaz dağında pusu kurularak silahlı ve bombalı saldırıda bulunulmuş, bir polisimiz şehit edilmiş, bir polisimiz de ağır yaralanmıştır. Yine Başbakan’ın Hopa’da seçim otobüsüne taşlı, sopalı saldırı düzenlenmiş, seçim otobüsünün üzerindeki polisimiz kafasına isabet eden bir taşın travmasıyla arabanın üstünden düşmüş, ağır yaralanmış ve halen GATA’da yoğun bakımda tedavisi sürmektedir. Yetmedi, Şırnak’ın Cizre ilçesindeki, imam hatip okulunun 14–15 yaşındaki öğrencilerinin yattığı öğrenci yurduna, terör örgütü mensubu bazı kişiler saldırıda bulunup, yurdu molotof kokteyli ile ateşe vermişler, bir çok çocuğun yaralanmasına neden olarak, böylece imam hatip lisesine karşı olduklarını göstermişlerdir. Bu çocuklardan birisinin yüzünde ve vücudunda derin yanık yarası meydana geldiğinden, ambulans uçakla Ankara’ya getirilip tedavisine devam edilmektedir. Kısaca değindiğim bu elim olayları yapanların kınandığına dair bir haber medyamızın bazılarında yer almadığı gibi, Hopa’da kalp krizinden ölen emekli öğretmen için Ankara ve İstanbul’da çirkin olaylar meydana getirilmiş, polisimiz taşlanmış ama orada ağır yaralanan polisimize karşı en ufak bir acıma hissi duyulmamıştır. Emekli bir öğretmenin kalpten ölmesi olay olabilirken, bir din hocasının şehit edilmesinin normal bir olay gibi geçiştirilmesi karşısında insan olarak isyan etmemek mümkün değildir. İşte ben bu gibi davranışlara karşı isyan ediyorum. Polis, bizim can ve malımızı koruyan bir devlet memurudur. Onların sayesinde evimizde rahat oturuyor ve uyuyabiliyoruz. Bakınız, Başmüzakereci, Devlet Bakanı Egemen Bağış isyan edercesine sesleniyor: “Türkiye’nin dış politikasından rahatsız olanlar var. Türkiye’nin öz güveninden rahatsız olanlar var. Türkiye’nin potansiyelinin onları gölgede bırakacağından rahatsız olanlar var. Onun için biz inadına kardeşlik, inadına demokrasi, inadına milli birlik ve beraberlik demek zorundayız. Bu seçim partiler arasında bir seçim olmadığı gibi, bu seçim milli iradeyle statüko arasındaki bir seçimdir.”
Polisimize taşlı, sopalı saldırıda bulunuyorlar, hatta tokat atıyorlar ve en galiz bir şekilde hakaret ediyorlar ama polis hem kendisini korumak, hem de asayişi sağlayabilmek için elinde bulunan biber gazı ile nümayişçileri dağıtmaya çalışıyor, başka ne yapabilecek ki? Lakin, basınımızın bir kısmı, polis orantısız güç kullandı diye yaygarayı koparıyor, polise saldıranları haklı çıkartmaya çalışıyor. Hiç düşünmüyorlar ki, bu gemi sağ salim limana ulaşamaz da yarı yolda batarsa acaba onları kim kurtaracaktır. “Haydi aslanlarım, vurun, kırın!” diyen şer güçlerinin kendilerine sırtlarını döneceğini çok acı bir şekilde göreceklerdir. Mütareke yıllarında, düşmanlardan yana tavır koyan basın mensuplarının ne travmalar yaşadıklarını unutmamamız lazım değil mi? 150’lilerin içinde kaç tane yazar vardı, kaç tanesi linç edildi, hatırlayınız.
AK Parti, 3 Aralık 2002’de tek başına iktidar oldu. O günden itibaren, daha hiçbir görüş ve düşüncesi belli değilken bile hakkında her türlü iftira ve isnatta bulunulmuş, iktidardaki bir partinin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava dahi açılmıştır. Anayasa’da olmadığı halde meclisten bir kararın çıkabilmesi için 367 çoğunluğun olması şartı Anayasa mahkemesince kabul edilmiş, Genel Kurmay Başkanlığınca tehdit içeren bir bildiri yayınlanmış, mevcut Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, yasal olarak günü dolduğu gün makamını Meclis başkanına teslim etmesi gerekirken, haksız bir şekilde 3 ay uzatarak iktidarın önünü kesmeye çalışmıştır. Tüm bu olumsuz engellemelere rağmen AK Parti yine de siyasal, ekonomik, sosyal ve diğer konularda pek çok konuda adım atmış, ülkemizi dünyanın en güvenilir ülkelerinden biri durumuna getirmiştir. 12 Haziran 2011 seçiminin ülkemize, milletimize ve dünyamıza hayırlara vesile olmasını temenni ve niyaz ederim.