Vallahi ne yalan söyleyeyim, gazetecilikle köşe yazarlığını bu denli etkin kullanan birisiyle aynı gazetede top koşturmak oldukça zor. Bizim gazetenin politika editörü Alper Tuncay Kutay'dan söz ettiğimi sanırım anlamışsınızdır....

Vallahi ne yalan söyleyeyim, gazetecilikle köşe yazarlığını bu denli etkin kullanan birisiyle aynı gazetede top koşturmak oldukça zor.Bizim gazetenin politika editörü Alper Tuncay Kutay’dan söz ettiğimi sanırım anlamışsınızdır.Kulisçilikteki başarısını anlatmak mümkün değil.Hele o rüyaları yok mu, insanı bambaşka noktalara taşıyor.Adam pire gibi de değil.Oldukça iri yarı olmasına karşın, bu sıcakta, bu kadar hızlı ve de uzun mesafeli koşabilmesi akıl alacak gibi değil.Aslında, abartmaya da gerek yok.Normal karşılamak gerekir.Ne de olsa genç.Bizim gibi yetmişi sollayanlardan değil ya!“Koştuğu falan da yok. Oturduğu yerden ispiyoncularından gelen telefonlarla malı götürüyor”dense de, ben onun sürekli işbaşında olduğundan eminim. Alper’in en ilginç yanı ise, çoğu zaman benim de yaptığım gibi hem nalına, hem mıhına vurması.Nalbantlar hayvanları nallarlarken, nal tam manasıyla yerleşsin diye, bir nala bir de mıha vururlar.Doğrusu da budur.Aksi taktirde hayvan biraz hızlı koştuğunda nal düşer!Zamanla bu söz, toplumda deyime dönüşüp, bir bakıma, tutarsızlığı yani her iki tarafı da idare etme anlamında olumsuz bir tavır olarak değerlendirilmeye başlanmış.Hele hele, siyasi kutuplaşmanın tavan yaptığı ülkemizde, her şeyin siyah ve beyaz olarak görüldüğü, grinin siyaset piyasasından kalktığı bir ortamda, bir siyasinin hem olumlu hem de olumsuz icraatlarından söz etmeye kalkarsanız, ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranamazsınız.Ya birine vuracak yerin dibine batıracaksınız ya da onu öve öve bitiremeyip, yere göğe sığdıramayacaksınız. Millet olarak, dedikoduyu, hikayeleri, masalları, destanları, mucizeleri hatta efsaneleri sevmemiz bir yana, onlara inanma konusunda da, en küçük bir tereddüdümüz bile olmaz!Alper Kutay bazı siyasetçilerin sürekli istismar ettiği iki konuda bizi aydınlattı.Bunlardan birincisi, yasalara göre koordinatörlük makamı diye bir makamın olmadığından söz ederek, yargıya başvurup, eski AK Parti İlçe Başkanı Hüseyin Güney’i Hükümet konağındaki odasından çıkarmak için girişimde bulunulmasındaki çelişkiyi ortaya çıkararak, koordinatörlüğün mucidinin CHP’lilerin olduğunu kanıtladı.İkinci konu ise, kapatılan beldelerin mülklerinin Antalya Valiliği'ne seçimlerden çok daha önce devredildiğiyle ilgili perşembe günkü yazısındaki ayrıntılı bilgilerdi.Cuma günkü yazısındaki konservatuar konusu ise tamı tamına anlattığı gibi gelişti.Eksik olansa, bu konservatuar hikayesinin salt tabelada kalacağıyla ilgili değerlendirmeyi bazı muhalefete mensup belediye meclis üyeleriyle birlikte ben de ele alanlardandım!