​TÜRKİYE hafızası, binlerce yıl hapis istemiyle yargılanıp sonunda beraat edenlerin hikayeleriyle dolu.

Hatırlayın; bu ülkenin eski Genelkurmay Başkanı bile neredeyse idam istemiyle hâkim karşısına çıkarılmış, ancak aylar sonra suçsuzluğu tescillenmişti.

Bugün ise benzer bir sürecin, özellikle CHP’li belediyeler üzerinden yürütülen yolsuzluk soruşturmalarında sergilendiğini izliyoruz.

​Daha mahkeme salonunun kapısı açılmadan, iddianameler toplumun orta yerine birer "infaz kararı" gibi atılıyor.

Bazı televizyon kanallarına bakıyorsunuz; sunumlar tıpkı 70’li yılların yazlık sinemalarındaki o abartılı film fragmanları gibi: "Aşk, macera, dehşet, ihanet, hıyanet, nefret hepsi bu filmde!"

​Peki, gerçek ne?

​Yolsuzluk oldu mu?

Bilmiyorum.

​Birileri çaldı mı?

İddialar o yönde ama bilmiyorum.

​Rüşvet alındı mı, yoksa o kişi asla böyle bir şey yapmaz mı?

Yine bilmiyorum.

​Peki, ne zaman bileceğiz?

​Yargılama; adil, açık ve şeffaf delillerle yapıldığında; iddialara konu olan kişiler mahkemece suçlu ya da suçsuz bulunup karar açıklandığında bileceğiz.

Masumiyet karinesini hiçe sayarak, kimin hangi partiden olduğuna bakmaksızın, daha olayın başında basın aracılığıyla bir yargı oluşturmak asla adaletli değildir.

​Bekleyelim ve hepimizin yıllardır en büyük şikâyeti olan şu yolsuzluk belasına kimin bulaşıp kimin bulaşmadığını hep beraber görelim.

Şunu unutmamalıyız: Yolsuzluğu kim ya da kimler yaparsa yapsın, ucu kime dokunursa dokunsun, hiçbir siyasi ayrım gözetilmeksizin yargılanmalıdır.

Çünkü adalet, sadece suçsuzu korumak için değil, suçludan hesap sormak için de vardır.

Şeffaf bir yargılama sonunda eğer bir yolsuzluk varsa, kim olduğuna bakmadan hep birlikte tepkimizi gösterelim.

Unutmayalım ki; yolsuzluk, hesap sorulmayan toplumların vebasıdır.

Esen kalın...