Sayın Koşaner'in ses kayıtları başta olmak üzere benzer olaylarda elde edilen ses kayıtlarının içeriğini konuşmaktan çok, ses kayıtlarını yapan ve servise sunanların eleştirilmesi düşündürücü. Bana göre, gerçekler ortaya çıksın...

Sayın Koşaner’in ses kayıtları başta olmak üzere benzer olaylarda elde edilen ses kayıtlarının içeriğini konuşmaktan çok, ses kayıtlarını yapan ve servise sunanların eleştirilmesi düşündürücü.
Bana göre, gerçekler ortaya çıksın da nasıl çıkarsa çıksın!
Bu ülkeyi ve bu ülke insanını düşüneler için, ortaya çıkarılış şeklinden çok, pisliklerin ortaya dökülmesi önemli.
Bazıları, arsız hırsız misali, ev sahibini bastırmakla meşguller.
Ne imiş efendim, bu dinlemeler ve kayıtlar hem etik değilmiş, hem de yasa dışıymış!
Sanki yayınlananların içeriği, ahlaki ve yasal çok güzel şeyler mi?
Sayın Koşaner, kapalı kapılar ardında, ordudaki yanlışları bir bir sıralamasına sıralıyor da, yine de benzer yanlışların başkaları tarafından deşifre edilmesinden rahatsızlığını dile getirip bunlara hakaret etmekten de geri durmuyor.
Çok daha üzücü olanı, ordu içindeki bu yanlışlara çözüm arama, dikkatsizliklerin, sorumsuzlukların sonucu ölen gençlerimiz için hatta ordu içindeki casuslarla ve de terör örgütünün uzantılarıyla savaşma yerine, OYAK’ın devlete vergi vermemesi ve de ordu mensuplarının emekli maaşlarının düşmemesiyle birlikte, yargılanan paşaların kurtarılması için uğraştıklarını, iyi bir iş yapıyormuş gibi meslektaşlarına anlatması insanı zıvanadan çıkartmaya yetiyor da artıyor bile.
Böylesine önemli bir kurumun başındakilerin, asli görevlerinden uzaklaşıp, ideolojik koşullanma ve maddi hesaplar içinde olmasını, hangi vicdan sahibi Türk kabullenebilir ki?
Sürekli Türklükten söz eden, Genelkurmay'ın hamisi haline gelmiş bazı beyinlerin, ne Türklükle, ne vatan ve millet sevgisiyle uzaktan yakından bir ilgilerinin olmadığına inanıyorum.
Bunlar, ya kendi ideolojilerinin iktidar olması için, ya da bu tür yapılanmaların hedefleriyle, kendi çıkarları örtüştüğünden, yıllar boyu bu ülkeye ve bu ülke insanına büyük zararlar vermiş, böylesine tehlikeli ve de çağdışı bu zihniyetle birlikte hareket etme aymazlığı içindeler.
Türk ordusunun yozlaşması, kokuşması ve bozulması yerine, ordunun asli görevine odaklanıp güçlenmesini istemek ordu düşmanlığı olabilir mi?
Siyasete odaklanarak,asli görevini yapamaz, yapsa da başarılı olması mümkün olamasa da, bunlar böyle bir orduyu çok daha benimseyebilmekteler.
Türk ordusunu siyasetin içine çekip, bu hale getirenlerin,Türk milletinin yüzüne nasıl bakacaklarını, utanmadan benzer söylemler içine girip girmeyeceklerini merak ediyorum.
1960 darbesi belgesel olarak yayınlandı.
Harbiyeli öğrencilerin paşaları bile nasıl tutukladıklarına ibretle şahit olduk.
Albaylar cuntası paşaları alaşağı etti.
Türk ordusunun hiyerarşik düzeninin nasıl altüst edildiğini bilmeyen mi var?
Bu rezillik bile bu topluma tam olarak anlatılabilmiş değil!
Bunlar, vatan ve millet hamasetiyle, taraftar toplamaya çalışmaya alışık olduklarından, düştükleri bu bataktan kurtulmak için de yeni argümanlar üretebilirler.
Ne yaparlarsa yapsınlar bundan böyle, Türk ordusunun, yeniden en ileri teknolojiyle donanıp güçlenmesine ve yepyeni bir yapılanmayla asli görevine odaklanmasına kimsenin engel olamaması umudu içindeyim.
Tabii ki, temennim bu olmasına rağmen, yeni dönemle ilgili, siyasi anlamda bazı çekincelerim olduğunu da itiraf etmemde yarar var.
İnşallah, hukukun üstünlüğü için, bazı üstünlerin hukukundan kurtulmanın mutluluğunu yaşarken,bir başka üstünlerin hukukuyla karşı karşıya kalmayız!