ADALET ve Kalkınma Partisi (AK Parti) İlçe Teşkilatı, 31 Aralık-26 Şubat tarihleri arasında kongresini tamamlayacak. Mevcut İlçe Başkanı Hüseyin Güney'in karşısına rakip çıkıp çıkmayacağı henüz netlik kazanmazken, AKPM Başkanı...

ADALET ve Kalkınma Partisi (AK Parti) İlçe Teşkilatı, 31 Aralık-26 Şubat tarihleri arasında kongresini tamamlayacak.
Mevcut İlçe Başkanı Hüseyin Güney’in karşısına rakip çıkıp çıkmayacağı henüz netlik kazanmazken, AKPM Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu’nun, ılımlı ve uzlaştırıcı yönetim anlayışı nedeniyle Hüseyin Güney’e tam destek verdikleri konuşuluyor.
Son dönemde Çavuşoğlu ve Sipahioğlu ile aralarından adeta su sızmayan Hüseyin Güney’in 30 kişilik yönetimin en az yarısını kadın üyelerden seçme kararı aldığını sizlerle daha önce paylaşmıştım.
Son duyumlarıma göre; AK Parti İlçe Başkanı Hüseyin Güney yeni yönetim kurulu listesini hazırlarken şu üç hususa dikkat edecek: Liyakat, sadakat, cesaret.
Kadın ya da erkek üyelerde ilk olarak LİYAKAT şartı aranacak.
Adayların AK Parti’de görev alabilecek donanıma sahip olup olmadıkları gözden geçirilecek ve araştırılacak.
Yönetime girecek adaylarda en az lise mezuniyeti şartı aranacak. Çevrelerinde sevilen, işlerinde başarılı olan isimler tercih sebebi sayılacak.
Güney ve Güney’in kemik ekibi olarak adlandırılan isimlerin, yeni yönetimde görev alacak isimlerde aradığı bir başka özellik ise SADAKAT olacak.
Yönetime girmeyi kabul edecek isimler en başta AK Parti’ye ardından İlçe Başkanı Hüseyin Güney’e sadık olacak. Zaman geçtikçe kamuoyunda ve yakın çevrelerinde “Falancanın adamı” olarak anılmayacaklar, “AK Parti Yönetim Kurulu Üyesi” olarak hatırlanacaklar.
31 Aralık-26 Şubat tarihleri arasında İl Teşkilatı’nın belirleyeceği bir günde yapılacak İlçe Kongresi’nde yeni yönetime girecek isimlerde aranacak bir diğer özellik ise CESARET olacak.
AK Parti’yi ve görev yaptıkları İlçe Teşkilatı’nı her fırsatta savunacak gözü kara yönetim kurulu üyeleriyle çalışmak istediği öğrenilen Güney’in, bu özellikleri taşımadığına inandığı mevcut yönetimdeki bazı isimleri yeni dönemde listeye yazmama kararı aldığı da edinilen bilgiler arasında.



Alanya’ya adını veren
Sultan’ın su macerası

ÖNCEKİ gün özel bir işim nedeniyle Kuşyuvası yolu üzerinden günübirlik Taşkent-Hadim seyahatine çıktım. Çelikten imal edilen ve jiletten daha keskin olan bıçaklarıyla nam salan Taşkent’ten geçerken, Alanya’ya da adını veren Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın dev bir heykelini gördüm, heykelin bulunduğu çeşme başında kısa bir mola verdim. Atının üzerindeki Sultan Keykubat ile yerde duran bir kadın arasında geçtiği rivayet edilen hikayenin yazılı olduğu tablet ise kelimenin tam anlamıyla aklımı başımdan aldı. Fotoğrafladım, sizlerle de paylaşmak istedim. İşte, Sultan Keykubat ile köylü bir kadın arasında geçen o müthiş diyaloglar: “Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat ile Alaiye (Alanya) Beyi arasında oluşan sınır anlaşmazlığını çözmek için elçiler şöyle bir anlaşmaya varırlar. Her iki kumandan horoz ötümü vaktinde yola çıkacaklar ve karşılaştıkları yer her iki beyliğin sınır noktası olacaktır. Gerek Selçuklu Hükümdarı Keykubat gerekse Alaiye Beyi, birer elçilerini de tam horoz ötümünde çıkılmasını kontrol için bırakırlar. Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat’ın mihmandarı, horozun erken ötmesini sağlamak için akşamdan horoza baharatlı ve acılı yiyecekler yedirir. Durum böyle olunca Keykubat’ın horozu erkenden öter ve alaca karanlıkta atına atlayıp yola düşer. Yağız at rüzgar misali bayırlar tepeler aşar, yollar düşülür, bir hayli yol alır, kan ter içinde kalır. Susuzluktan dudakları çatlamış, boğazı kurumuş haldedir. Bir yamaçta şırıl şırıl çağlayan bir pınar görür. Atını mahmuzlar, varır pınarın başına. Bir de ne görsün. Bir dağ güzeli su testisini doldurmaktadır. “Hele oradan bir su ver bacım” der. Kadın, kim olduğunu bilmediği kan ter içindeki yolcuyu şöyle bir süzer, tasını suyla doldurur, sonra pınarı gölgeleyen çam dallarından bir tutam yaprak koparır, su dolu tasa serper, Sultan Keykubat’a uzatır. Sultan tası alır ama içindeki yapraklara bir mana veremez. Suyu döker, tası tekrar uzatır. Kadın tekrar suyla doldurduğu tasa yine çam yaprakları serpip sultana uzatır. Sultan Kaykubat, “Neden bunu yapıyorsun?” diye sorar. “Yiğidim, hava sıcak, siz de terlisiniz. Çam yaprağı suya koku verir. Hem siz birden bire değil, süzerek içeceğiniz için dokunmaz” yanıtı alır. Sultan Keykubat bunun üzerine suyu kana kana içer, “Adını bağışla bacım” der. Kadın başını öne eğer, utangaç bir tavırla, “Adım daha önce bir başkasına bağışlandı” der. Sultan, “Burası neresidir?” diye sorar. Kadın, “Buraya Pirlerkondu (Taşkent) derler, köyümüz de şu yamacın üzerindedir” yanıtı verir. Alaaddin Keykubat, “Ben Anadolu Sultanıyım, dile benden ne dilersen” deyince kadın önce şaşırır, sonra at üzerindekinin Sultan olduğunu anlayınca gümüş üzengilerini öpmeye başlar: “Sultanım, sağlığını dilerim” der. Alaaddin Keykubat ısrar edince, kadın dileğini söyler: “Biz İçel’in (Mersin) pamuğunu eğirir, iplik yapar, bez dokur, pazarda satarız. Bezlerimize damga vururlar, bir top bezden üç akçe vergi alırlar. Ferman buyurun da vergi almasınlar.”
Bunun üzerine Alaaddin Keykubat, şunları söyler: “Dileğin olacak. Niyazım odur ki, çamlarınız kurumasın. Güzeliniz farımasın (ihtiyarlamasın), suyunuz ılımasın, bezinizden öşür akçe alınmasın.”