Dünkü yazımda Marksizm'in doğmalaştırılmaması gerektiğinden söz etmiştim. Şimdi bu konuyu bir alıntıyla somutlaştıralım: 'Bir takım sözde Marksistler manifestoya dindar bir tutucunun İncil'e yaklaştığı gibi yaklaşırlar.”...

Dünkü yazımda Marksizm’in doğmalaştırılmaması gerektiğinden söz etmiştim. Şimdi bu konuyu bir alıntıyla somutlaştıralım: “Bir takım sözde Marksistler manifestoya dindar bir tutucunun İncil’e yaklaştığı gibi yaklaşırlar.”
Marx ve Engels hiçbir zaman tarihin geleceğini çizmeyi ve gelecek sosyalist kuşakları bağlayıcı bir dizi doğma (dar kalıplar) sıralamayı düşünmediler. Manifestoda da görülen bir tarih kuramıdır insanların davranış ve düşüncelerini son çözümde hayatlarını kazanma biçimlerinin belirlediğini kabul eder, böylece her toplumun temeli onun ekonomik yapısıdır ve bu yüzden de tarihin itici gücü ekonomik değişmedir. Üretim güçleri, üretim ilişkileri ve biçimi toplumun ne yapması gerektiğini ortaya koyar.
Türk solunun önemli bir kesimi dünlerde, CHP ve Atatürk’ü devrimci olarak görmeyip, revizyonist ve oportünist olarak suçlarlarken, bugün CHP ve Atatürkçülük taslayarak Kemalizm diye bir yapay ideoloji üretmeye kalkmalarının solculuktan çok, ya AK Parti karşıtlığına, ya da ideolojik anlamda açmaza düşmenin aczine dayalı bir arayış olarak görmek gerekir gibi geliyor bana!
Atatürk ideolog olmadığına göre, Kemalizm diye bir ideoloji de olamaz. Olsa olsa, Atatürkçü açılımlar ve de yaklaşımlar olabilir. O da, seksen doksan yıl öncesinin koşullarının ürünü olduğuna göre bugünün sorunlarına çözüm olarak düşünülmesi akıl kârı değil.
Sanırım bugün Kemalist bir ideolojiden bahsedenler, Atatürk’ü kalkan yaparak kendi ideolojilerini ortaya koymaya çalışırken, Atatürk’e de haksızlık yapıyorlar.
1980 öncesinin önemli solculardan birisi olan Mahir Çayan bu konuda bakın ne diyor:
“Kemalizm, küçük burjuva devrimciliğinin, işgal altındaki bir ülkede Türkiye’de, emperyalizme karşı bir isyan bayrağıdır. Kemalizm, emperyalizmin boyunduruğu altındaki bir ülkede doğu halklarının, milli kurtuluş bayraklarını yükselten, emperyalizmi yenerek milli kurtuluş savaşlarını açan bir küçük burjuva milliyetçiliğidir. Türkiye’deki küçük burjuvazinin en radikal çizgisi olan Kemalizm’i karakterize eden yalnızca “Milli kurtuluşçuluk” ve “Laiklik” öğeleridir. Eşyanın doğası gereği Kemalizm’in belirli bir iktisat politikası yoktur ve olmamıştır.
… Kemalizm’in antiemperyalist niteliği bir tarafa bırakılırsa, ortada Kemalizm diye bir şey kalmaz.
Ülkemizde askeri diktatörlük, Amerikan emperyalizminin ülkemizdeki işgalinin aldığı son biçimdir. Bu temsili demokrasinin rafa kaldırılması, düzen partilerinin rolünü asgariye indirmesi demektir. Artık Türk ordusu, oligarşinin halkımıza karşı yürüttüğü baskı politikasının açık ve doğrudan bir aleti olmuştur.”
Değerli okurlar, Çayan’ın bu yorumunun büyük bir bölümüne katılmadığımın altını özellikle çizmek isterim.
Bu yaklaşımın tüm ayrıntılarını ele alabilmem için ayrı bir köşe yazısı yazmam gerekse de, yazının tümü biraz dikkatlice okunduğunda içinde Çayan’ın bazı yaklaşımlarına da eleştiri getirdiğim görülecektir.
Bu konuyla ilgili bir başka alıntı ise şöyle:
“Kemalizm’in özü; Türkiye toplumunun Tanzimat ile birlikte içine girdiği batılaşma, göreli bir kavram olarak da, çağdaşlaşma sürecinin yaşandığı gelişme evrelerinden birisidir.
Kültürel Kemalizm; özellikle laikliği, akılcılığı, köktenci kültürel reformculuğu benimser. Siyasal Kemalizm ise; otoriterliği, devletçiliği, tek particiliği ve şefliği amaçlar.
Halk için, halka rağmen halkçıdır.”
Bu yaklaşım çok daha anlamlı. Şahsen ben Kültürel Kemalizm’i sonuna kadar desteklerken, siyasi Kemalizm’e de karşı çıkarım.
Çok daha önemlisi, Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşının en önemli aktörlerinden birisi.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu.
O, bu ülkenin ve bu ülke insanının temel simgelerinden birisi.
O’nu bugünün değerleriyle değerlendirip, eleştirmek ne kadar saçma ise, yine O’nu bugünün siyasi ya da düşünsel hatta felsefi tartışmalarının içine çekerek O’na öykünmek de o kadar yanlıştır.
-DEVAMI YARIN-