1 Kasım'a çok az bir süre kaldı. Bu seçim her anlamda ülkemiz için hayati önem taşımasına karşın, seçime ilgi yok gibi bir şey. 7 Haziran seçimleri sonrasında, ortaya çıkan siyasi tablo, hiçbir partiyi memnun etmediği gibi, vatandaşta...

1 Kasım’a çok az bir süre kaldı.

Bu seçim her anlamda ülkemiz için hayati önem taşımasına karşın, seçime ilgi yok gibi bir şey.

7 Haziran seçimleri sonrasında, ortaya çıkan siyasi tablo, hiçbir partiyi memnun etmediği gibi, vatandaşta da hayal kırıklığı yarattı.

Toplumun önemli bir kesiminde, siyasi anlamda, AK Parti’nin 13 yıllık hegemonyası ya da seçimlerdeki başarıları karşısında ortaya çıkan, AK Parti karşıtlığına dayalı kutuplaşma 7 Haziran seçimlerinde somutlaştı.

AK Parti’nin 13 yıl boyunca, çok başarılı hizmetlere imza attığını görerek, AK Parti’ye destek veren farklı dünya görüşlerine sahip hatta solcu kesimler bile, AK Parti’nin dine yönelerek inançlar üzerinden siyasete ağırlık vererek oy devşirmeye kalkmasından, İmam Hatip liseleri, cami ve türban konularıyla sarmaş dolaş olmasından rahatsız olan, laikliği önemseyen, inançların siyasete alet edilmesini istemeyen önemli bir kesim de, AK Parti’nin hizmetlerini taktir etse de, inançların istismarını tasvip etmediğinden AK Parti karşıtlığına soyunurken, Alevi kesim de genel alışkanlığını sürdürerek, Sünni anlayıştaki AK Parti’ye ağzıyla kuş tutsa karşı çıkmaya devam etti.

Seçimde, AK Parti karşıtlığında yer alan kesim yüzde 60’lar düzeyinde oya sahip olmasına rağmen, bir araya gelip bir hükümet kurma becerisini gösterememeleri bir yana, AK Parti karşıtlarının, kendi aralarındaki karşıtlığı, çok daha belirgin ve hiçbir zaman uzlaşmalarının mümkün olmadığı ortaya çıktı.

Olaya bu açıdan baktığımızda, HDP’yi AK Parti karşıtlarından birisi olarak değerlendirirken, CHP ve MHP’nin saflarında görmek de mümkün değil.

CHP ise, AK Parti karşıtlığında en ön saflarda yer alırken, yerel ve genel seçimlerde özellikle de tabanda MHP ile belli alanlarda ittifak içinde olmuş olsalar da, ideolojik olarak hiçbir dönemde uzlaşmaları ve aynı kutupta yer almaları mümkün değil!

Bu durumda, solculuk anlamında, CHP ile HDP’nin belli konularda uzlaşmaları mümkün.

Özellikle de Alevi kesimin her iki partiyle de göbek bağı olması nedeniyle, özellikle Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP ile uzlaşmaları mümkün gözükse de, CHP’deki ulusalcı kanadın yani Baykal geleneğinin ağırlığını da dikkate almak gerekir!

Demek ki, AK Parti’nin yüzde 41’lik oyuna karşı, bu oy oranını geçecek bir ittifaktan söz etmek mümkün değil.

1 Kasım seçimleri sonrasında da, bu tablonun fazla değişeceğini sanmıyorum.

Değişen tek şey olabilir.

O da, siyasi istikrasızlıktan rahatsızlık duyan seçmen, hükümet içinde yer almaktan kaçınıp, koalisyonda yer almaktan korkarak ülkeyi erken seçime taşıyan siyasilere ve siyasi partilere sandıkta tepkisini göstermeye kalkıp, AK Parti’ye tek başına hükümet kurabileceği kadar bir destek vermesi söz konusu olabilir.

Bence bu olasılık oldukça fazla gözükmesine karşın, Cumhurbaşkanının son çıkışları, AK Parti'ye oy kazandırmaktan çok oy kaybettirdi!