KİMİ
KİMİ
"sarışın" diye, kimi de "mavi" gözlü olduğu için vurulmuştur O'na.
Kimi rakıyı içişine, kimi zeybek oynayışına, kimi duruşuna, kimi de bakışına belki.
Kimi, Selanikli bir çocukken yüreğine düşen vatan sevdasına aşıktır, kimi cihan devletleri bile alamamışken O'nu boyunduruk altına, "Şimdi de askerlerle sohbet edecek kadar mı boşa düştün?" diyecek kadar ufalan nikahlı karısının boyunduruk girişimlerine boyun eğmeyip her şeyi tek kalemde silişine...
Misal ben, en başta, "Antepli" oluşuna aşığım.
Nasıl mı, az sonra izah edeceğim.
Elbet "herkes sevecek" diye bir kaide de yok.
Türlü iftiralarla kötüleyen de çıkıyor yaptıklarını 50-60 sene sonra hakkında uydurulan tevatürlere inanıp, araştırıp soruşturmadan nefret ettiğini söyleyen de oluyor.
Seversiniz ya da sevmezsiniz, o sizin bileceğiniz iş.
Ama "saygı" duyacaksınız.
Niye mi?
En başta, cihan devletlerinin "hasta adam" adını takıp lokma lokma yemeye ve bölüşmeye geldikleri Anadolu'yu örgütlemesi ve bundan bir cumhuriyet çıkarması bir yana...
Türlü belalara, türlü engellemelere, hakkında idam kararı çıkarılmasına rağmen sinmediği için, pes edip köşesine çekilmediği için...
Ve en önemlisi, aramızdan ayrılırken bile malını mülkünü milletine armağan ettiği için, çağdaşları Hitler ve Mussolini gibi "diktatör" olma fırsatı varken bile Türkiye Cumhuriyeti gibi bir değeri bizlere armağan ettiği için...
Benim niye bu kadar sevdiğime gelince...
Fazla vaktinizi almayacağım, sonuna kadar okursanız memnun olurum.
Çünkü O, bırakın diğer üstün meziyetlerini bir kenara, Anteplidir benim gibi, hemşerimdir.
Doğrudur.
Aslen, doğma büyüme Selaniklidir.
Ama "41 hane" numarasıyla nüfusa kayıtlı olduğu yer, Gaziantep'in Bey Mahallesi'dir, yani benim mahallemdendir.
Çoğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bilmez, "muhtemelen bu satırlara denk gelen pek çok okuyucu gibi" ilk kez duyan da inanmak istemez.
Peki, "Gazi" Mustafa Kemal nasıl "Antepli" olmuştur.
Resmi kayıtlara göre olaylar şöyle cereyan eder...
Ulu Önder, 15 Ocak'ta başladığı yurt gezisi kapsamında Adana'nın ardından 26 Ocak 1933'te Antep'e gider.
Ramazan Bayramı'na sadece bir gün vardır.
Haberi alan Antep ahalisi, iki bayramı bir arada yapacağı için mutluluktan uçuyordur.
Antep Valisi Akif Bey’in başkanlığındaki bir heyet, Atatürk’ü Narlı Tren İstasyonu'nda karşılar.
İlk ayak bastığı an, şehri şöyle alıcı gözle süzer ve 11 ay boyunca Fransız işgali altına kalan, binlerce şehit veren Antep'in Kurtuluş Savaşı sırasında sergilediği kahramanlıktan dolayı kendisinin nazarında ayrı bir yeri olduğunu söyler.
Ramazan Bayramı'nı Gaziantep’te geçirmek istediğini söyler ve dediği gibi de olur.
Antep'e girişinde kadın erkek, çoluk çocuk, genç yaşlı yüzlerce kişi tarafından karşılanan Atatürk, Halkevi'nde bürokratları dinler, şehrin genel yapısı hakkında bilgi alır.
Halen Alanya'da yaşayan ünlü Gazeteci-Yazar Altemur Kılıç'ın babası, Atatürk'ün çok yakın silah arkadaşı ve dönemin Gaziantep Milletvekili Kılıç Ali, hayli duygusal bir konuşma yaparak, "Gazi"Antep'in "Gazi"ye olan bağlılığını bildirir.
27 Ocak 1933 Cuma, yani bayramın birinci günü, Atatürk’ün üzerinde lacivert bir elbise, gri kravat, siyah iskarpinler vardır.
Valilikte yapılan bayramlaşma törenine katılır, buradan, üstü açık bir arabayla Gaziantep Belediyesi'ne geçer.
Belediye Meclisi salonunda toplanan Anteplilerle şehrin sorunlarını görüşür, ihtiyaçları not alır.
Antep'e çok acil bir lise açılması yönünde halkın beklentisi olduğunu öğrenince Başbakan İsmet İnönü’ye bir telgraf çekilmesini, Gaziantep’teki ortaokulun lise haline getirilmesini, bu işin de bir iki gün içinde sonuçlandırılmasını ister.
Öyle ki, üç gün sonra, yani 1 Şubat 1933’te Gaziantep Lisesi açılır.
(Bu lise uzun yıllar başta Antep olmak üzere Urfa, Diyarbakır, Adıyaman ve daha pek çok doğu ve güneydoğu şehrinden yüzlerce değerli bilim ve siyaset adamı, her alanda tanınmış sanatçı yetiştirmiştir)
Bu arada bir de tören yapılır.
Şehir meclisi Atatürk’e “Hemşerilik Belgesi” verilmesini kararlaştırmıştır.
Atatürk'ün ismi, halen Gaziantep Nüfus Müdürlüğü kütüğünde de mevcut olduğu üzere, "Bey Mahallesi, hane 41, cilt 86, sayfa 56, Zübeyde’den doğma, Ali Rıza'dan olma, 1881 Selanik doğumlu gazi Mustafa Kemal" olarak kayıtlara geçer.
Hemşerilik Belgesi, Gaziantep Belediye Başkanı Hamdi Kutlar’ın bir konuşmasıyla Atatürk’e verilir.
Atatürk teşekkür eder, yeniden geleceğini söyler, kısa bir süre sonra da şehirden ayrılır.
Ve ilginç bir detay...
Atatürk'ün bu çok ünlü Antep ziyaretinden tam 12 yıl önce...
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 6 Şubat 1921 tarih ve 147. toplantısında, Bakanlar Kurulu ve Milli Savunma Bakanı Fevzi Çakmak, Meclis Başkanlığı'na bir önerge sunar.
Önergede, o dönemki adıyla Ayıntap livasının, yani Antep şehrinin isminin başına, 2 Şubat 1921 tarihi itibariyle "Gazi" unvanı eklendiğini, bundan sonra "Gazi" Ayıntap olarak anılacağı belirtilmektedir.
Önerge oybirliğiyle kabul edilir, böylece Antep'in ismi resmen "Gazi" Antep olmuş, 8 Şubat 1921 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Oysa...
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ise bundan tam 8 ay sonra, yani Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanınca, TBMM tarafından 19 Eylül 1921 tarihinde "Mareşal" ve "Gazi" unvanıyla onurlandırılmıştır.
Kendisinden önce resmen "Gazi" olan Antep ile Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük "Gazi"sinin yollarının kesişme öyküsü özetle böyledir.
Ve Yüce Yaradan...
İngiltere Başbakanı Winston Churcill gibi deneyimli bir devlet adamının, "Dünyaya her yüzyılda yalnızca bir dahi gelir. Bu yüzyılın dahisi de Türk milletine gelmiştir" dediği "Gazi" Mustafa Kemal Atatürk'ü vefatından sadece 5 yıl önce "Gazi" Antepli, hem de benim dünyaya geldiğim mahalleli yaparak bizlere böylesine eşsiz bir armağan nasip etmiştir.
Uzun lafın kısası şudur sevgili okuyucularım...
Bugün 29 Ekim, Cumhuriyet'imizin bayramı...
"Gazi"nin hemşerisi bir "Antep"li kardeşiniz olarak sizlerden ricam, lütfen, 1922'de saltanatın kaldırıldığı gün olan "1 Kasım" günü Atatürk'ün bizlere armağan ettiği en önemli kazanım olan "vatandaşlık" görevimizi yerine getirelim, tercihimiz ne olursa olsun, mutlaka sandığa gidelim.
Mümkünse uzun bir tatile çıkmayalım, yıllarca tekrarladığımız üzere yine "Ata'm izindeyiz" demeyelim, varsayalım ki izinler kaldırıldı, sandığa gidip Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkalım.