Gazetecinin kaleminden bal damlarken, kılıçtan da keskin etki yapabilecek silahlara sahip olduğunu kabul etmemiz gerekmez mi? Son günlerde gazeteci İklim Bayraktar'ın başına gelenleri yaygın basın mesleki dayanışmayı bırakın, yerin dibine...

Gazetecinin kaleminden bal damlarken, kılıçtan da keskin etki yapabilecek silahlara sahip olduğunu kabul etmemiz gerekmez mi?
Son günlerde gazeteci İklim Bayraktar’ın başına gelenleri yaygın basın mesleki dayanışmayı bırakın, yerin dibine batırmaya çalışırlarken, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın mağduriyetlerinden söz edip, basın özgürlüğünün ortadan kalktığından dem vurabilmekteler.
İklim Bayraktar’ı savunacak değilim ama onun da gazeteci olduğunu düşünüp mesleki dayanışmadan söz edersek, Bayraktar’ı da savunmamız gerekmez mi?
Mesleki anlamda çifte standart olmaz.
İşine geleni, senin çizgindekini körü körüne savun, işine gelmeyeni farklı çizgide olanı körü körüne eleştirip suçlamaya kalk.
Günümüzde üst düzey yargıçlarının, hukuk dışına çıkarak belli keyfilikler içine girdiklerini bir sürü kararlardan ve çifte standartlarından anlamak mümkün.
Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay ve Danıştay’ın uzun bir süredir tutumları ortada.
Bu üst düzey yargı organlarında bağımsız olarak görev yapan, bazı yargıçların keyfi kararlar aldıkları, bu keyfiyetin de ideolojik temelli olduğunu, en cahil bir insanımızın bile anlamaması bilmemesi mümkün mü?
Ama bu keyfiliğin, ideolojiyle hukuku birbirine karıştıran bu üst düzey yargıçlarla, Anadolu’da asli görevine yoğunlaşmış yasaları uygulayan hakim ve savcıları birbirine karıştırmamak gerekir.
Şahsen ben tabandaki yargıya da, yargıçlara da güveniyorum.
Dolayısıyla, güvenlik güçlerinin şu ya da bu nedenle yakaladığı, yargıya taşıdığı, savcıların ve yargıçların yargılamaya kalktığı kişi, benim babam bile olsa, üzülürüm ama hiçbir zaman bu kişiyi savunma saçmalığı içine girmem.
Yargılama bitene kadar, bu tür kişiler bana göre, ne suçludurlar ne de suçsuz.
Suçlu ya da suçsuz olduklarının kararını yargı verir.
Ergenekon davasında yargılananları bazı kesim suçlu, bazıları da bırakın suçsuz olarak görmeyi, kahraman olarak ilan etme saçmalığı içine giriyorlar.
Bana göre bu tutum, ideolojik kutuplaşmanın körlüğe dönüşmesinden başka bir şey olamaz!
Milletvekili olabilmek için görevinden istifa edenlere ya da emekliliklerini isteyenlere bir bakın, önemli bir bölümü bulunduğu makamı, benimsediği ideolojiye göre kullandıkları, yargıyı ya da bir kamu görevini siyasallaştırdıkları açıkça anlaşılmakta.
Örnek mi?
Yürütmeyle cebelleşmeleriyle öne çıkan, Sincan Hakimi, Erzincan Savcısı ve YARSAV ikinci başkanı!
Tabii burada, bulunduğu görevinde başarılı olan, asli görevinin dışına çıkmayan bürokratları, herhangi bir partinin siyasete taşımak istemesi, bu kişilerin de bu görevi kabul etmeleri kadar doğal bir şey olamaz.